Bilinen büyük kürt aşiretleri

  Başta Konya iline bağlı Cihanbeyli, Yeniceoba, Yunak, Kulu kazaları olmak üzere bu kazaların köylerinin % 90′ı Kürt köyüdür. Yine bu köylerle sınır olan Ankara’nın Haymana, Polatlı, Şereflikoçhisar ve Bala ilçelerinin Kürt köyleri ve onlarla sınır olarak Hirfanlı Baraj’ından itibaren Kırşehir’in Kaman ilçesi, Pisyan aşiretine mensup Kürt köyleri başlamaktadır. Kırşehir merkez köylerinin yarısı, Çiçekdağı kazasının % 60 ‘ı ve Boztepe kazasının ise % 80′i Kürt köyleridir. Burada Konya, Ankara ve Kırşehir il sınırları arasında olan Kürt yerleşim birimlerinin birbirine ya sınır oldukları veya arlarında çok az mesafe olduğu görülmektedir. Yine bu illere sınır Aksaray’da Kürtler vardır. Aksaray Kürtlerinin çoğu Kürtçe’nin “Dimilî / Zazaca” diyalektiğini konuşmaktadırlar. Aksaray Kürtlerinde Dimilîce e

  Yozgat Kürtleri; genellikle, Yozgat, Çorum, Tokat ve Amasya il sınırlarının kesiştiği bölgededir. Bu bölgeye serpiştirilmiş Kürt köyleri Çekerek, Zile, Alaca ve Ortaköy ilçelerine bağlıdırlar. Burada meskun köylerin sayısı 41′i bulmaktadır.

  İç Anadolu Kürt toplumunun kültür birliği içerisinde olan ancak, daha çok Kürdistan’la coğrafik yakınlığı olan Elbistan’la, Kayseri ili Sarız ilçesinin Kürtler’i ise yoğun bir nüfus birikimi arz etmektedirler.

  Bu incelememizde, daha çok Kırşehir, Ankara ve Konya Kürtleri üzerinde duracağız.

Aşiretler:

  İç Anadolu Kürt aşiretlerinin en büyükleri kuşkusuz ki Reşvan, Canbeg, (Cihanbeyli) ve Şexbizini’lerdir. Bunun yanında yoğun bir nüfusa sahip Koçgiri ( Sanz ), Badili, Mahasi, Pisiyan ve Beski gibi aşiretlere de İç Anadolu’da rastlanmaktadır. Bir çok aşiret Kürdistan’dan küçük guruplar halinde sürüldükleri için Reşvan ve Canbeg aşiretleri arasında erimiştir.

  Bir aşiretler konfederasyonu olan Reşvan aşireti hakkında yazılı olan eski belge, Şerefname ve Osmanlı İmparatorluğu’nun iskan belgeleridir. Şerefname’de Reşvan aşireti Hasankeyf eyaletinin en büyük 8 aşireti arasında sayılır. Necdet Sakaoğlu, “Köse Paşa” adlı eserinde; “Doğu Anadolu’nun en namlı ailelerinden olan Reşvanzadeler, bir yandan konfederasyon üzerinde mukaata voyvodası , bir yandanda Maraş , Malatya ve Besni malikaneleri mutasarrıfı olarak 200 yılı aşkın kendi bölgelerinde mutlak söz sahibi oldular. Bu ocaktan 1650 ile 1850 arasında çoğu mirmiran rütbeli Halil Paşa, Ömer Paşa, Mehmet Paşa, Süleyman Paşa, Abdurrahman Paşa, Ömer Paşa(2), Abdurrahman Paşa (2) gibi tanınmış derebeyleri gelip geçti. Devlet, bu hanedanın nüfuz alanına dışardan yönetici göndermeyecek derecede çekingen davranmayı , zulüm ve taşkınlıklarını kulak ardı etmeyi seçti. Mesela 1750′de ”

“Sen Reşvanoğlusun - bulunmaz narhın

Aşılar öldürür - verdiğin vergin

Altında arap atın - elinde kargın,

Kollarında cıngıraklı balar da döşer…”

  Reşvani aşireti hiyerarşi ve örgütlülük biçiminde başka bir çok aşiretten farklılıklar göstermekteydi. Yusuf Halaçoğlu, 8.yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu İskan siyaseti adlı yapıtında: “Reşvan aşireti gibi bazı teşekküllerde ise, kethüdaları, ihtiyarları ve diğer söz sahiplerinin istedikleri şahısları Boy beyi yapma yetkisine sahip oldukları görülmekte ve aşiret Kethüdaları ise, tabi oldukları Boybeyi tarafından tayin edilirlerdi. Buna rağmen Kethüdalığın ırsi bir müessese olduğu ileri sürülmektedir.” diye aktarıyor.

  Diğer en büyük aşiret olan Canbeg (Cihanbeyli) aşireti ise Ulus diye anılmıştır. Y. Halaçoğlu aynı yapıtında Cihanbeyli aşireti için; “Güneydoğu ve doğu Anadolu’da Ulus adıyla anılan büyük aşiret” diye bahsetmektedir. Reşvan aşiret konfederasyonu kendi içinde bir çok aşirete ayrılıyor. Bunlar sırasıyla; Belikan, Celikan, Oxciyan, Cutkan, Xelkan, Sêfkan, Nassir ê, Şêxbılan, Mifkan, Omeran, Berkati, Sevidi, Moliki, Canbeg (Cihanbeyli)’dir.

  Tek tük köyleri bulunan Milli aşiretinden bilinen alt aşiretler de şöyle; Hatunoğlu ve Hacibanlı’dır.

  Aşiret federasyonları içine girmeyen aşiretler ise; Taburoğlu, Pisiyan, Mahasi, Beski, Badili, Atmani, vs. dir. Bunların yerleşim birimlerinin adları ise genelde Kürtçedir. Ancak Türk devleti bu Kürtçe isimleri de Kürdistan’da yaptığı gibi değiştirmiştir. Örneğin; Zakêrê ismi Yalnızağaç olarak, Qişla ismi Mahmutlu olarak ve Omêran ismi Tavşançalı olarak değiştirilmiştir.

Nüfus:

  Kırşehir merkezi ve kırsal alanda toplam Kürt nüfusu 50.000, Ankara da 100.000, Konya’da 170.000 civarındadır.

  200′ü aşkın Kürt yerleşim biriminin (ilçe, kasaba, köy) bulunduğu Konya, Ankara, Kırşehir illerinin sınırları içinde, il merkezleri dahil İç Anadolu kökenli Kürt nüfusu toplam olarak 300.000′i aşmaktadır. Buna, bu illere daha sonraları Kürdistan’dan gelip yerleşen nüfus dahil değildir.

  Özellikle başkent Ankara’da yaşayan nüfusun dörtte birinin Kürt kökenli olduğunu söylersek, bu üç ildeki toplam Kürt nüfusunun yaklaşık 1 Milyonu bulduğu söylenebilir. Bu nüfus toplamına Çorum, Tokat, Yozgat, Amasya, Aksaray, Niğde ve Kırıkkale’de yerleşik Kürt nüfusu eklenince 2 Milyona yaklaştığı söylenebilir.

  Kürdistan’dan kopuş tarihleri, nedenleri ve geldikleri yerler :

  İç Anadolu Kürtler’inin göç tarihleri daha çok Osmanlı İmparatorluğu’nun ikinci yarısına yani 18.yy’ın sonlarıyla 19.yy’ın ilk yarısına tekabül etmektedir. Bu göçler, siyasal ve ekonomik nedenlerden kaynaklanmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nda özellikle ikinci dönemin birinci çeyreğinde meydana gelen isyanların kimlikten çok ekonomik nedenlerden kaynaklandığı bir gerçektir. Ama imparatorluğun yönetici kadroları ve özellikle padişah için bu sürgünlerin esas nedeni Kürtleri dağıtıp, eritmek ve böylecede zararsız, asker ve vergi deposu yaratmaktı. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu dağılma ve yıkılma sürecine girmiş; bir yandan Balkanlar olmak üzere birden çok cephede, komşularıyla ve bağımsızlık-larını elde etmek isteyen halklarla savaşa girmiştir. Zaten 1683 yılından beri devam eden savaşlardan dolayı masraf

  Hazineyi doldurmak için vergi mükelleflerini arttırmak, diğer yandan savaş cephelerine asker yetiştirmek için ilk akla gelen potansiyel konar - göçer aşiretler olmuştur.

  Aşiretler konar-göçer olmalarından dolayı, yaylak ve kışlak bölgeleri arasında hareket etmekteydiler. Yaylak ve kışlakları bazen birbirinden çok uzaklarda bulunmaktaydı. Erzurum yaylalarına, Fırat nehri’nin çıktığı yerlere yaylamağa giden bir aşiret kışlak için Suriye çöllerine ve İran’a kadar inmekteydi. Bu devlet için bir çok sorumlulukları da beraberinde getirmekteydi. Bir yandan vergi alınamaması, asker elde edilememesi ve diğer yandan sürüleri ile yaylaklar arasında gidip gelmelerde çevredeki tarım alanlarına zarar vermeleri en büyük sorunlardı. Yine bu sorun hakkında Yücel Özkaya’da şunu aktarmaktadır; “Türkmen ve Kürt aşiretleri bir yerde durmayıp, yaz - kış yer değiştirmekte ve yer değiştirirken gitmiş olduğu yerlerin halkına da zararları dokunmaktaydı. Bu aşiretlerin meselesi, 18.yy’ın ilk yarısında devleti devamlı uğraştıran büy&uum

  Yukarıdaki nedenlerden ötürü aşiretlerin iskana tabi tutulmasına geçildi. İlk olarak 1692′de başlatılan ve göçebe aşiretleri yerleşik hale getirmeyi amaçlayan iskan uygulaması zor yöntemi kullanılarak yapılmaya çalışılmıştır. Yani bu iskan politikası bir sürgün ve cezalandırma eylemi olarak uygulanmaya konulmuştur. Esas amaç olarak

a-) Göçebe aşiretleri yerleşik hale getirip tarıma yöneltmek, böylelikle vergi açığına kaynak bulmak,

b-) Aşiretleri iskan ettirmek suretiyle, onları disiplin ve denetim altına almak ve bu yolla asker devşirmeyi ve vergi toplamayı kolaylaştırmak. İskanların amacına ulaşması için aşiretleri bölüp parçalamak, birbirine kırdırtmak da yöntemlerden biri olmuştur

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !