« Önceki |

25/1/2009

Kürt Milliyetçiliğinin geç doğumu

  Osmanlı Devleti’nde, 1839’da Tanzimat ilanından sonra yaşanan ilk ciddi Kürt ayaklanması  Cizre’deki son Botan Emiri Bedirhan Bey’in 1847’deki ayaklanmasıydı ama bu bırakın milliyetçiliği, ‘Kürtlük bilinci’yle bile değil, merkezi devlete karşı yetke alanını genişletmek için yapılmış bir başkaldırıydı. Yıllarca merkezle işbirliği içinde yöredeki Kürt aşiretlerine hükmeden Bedirhan Bey, bir süre sonra gücünün büyüsüne kapılmış, önce devletin Hıristiyan tebaasından Nasturilere saldırmış, arkasından Van bölgesinde Tanzimat reformlarına karşı çıkan Kürt aşiretlerine arka çıkmıştı. Merkezi devlet de, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Paşa tehlikesini savuşturduktan sonra Bedirhan Bey’e haddini bildirmeye karar vermişti. 1847’de başlayan çatışmalar, sekiz aylık bir mücadeleden sonra merkezin galibiyeti ile sonuçlandı. Bedirhan Bey önce İstanbul’a sonra yabancı ülkelerin ricasıyla Girit’e sürgüne gönderildi. Orada Müslüman ve Hıristiyanlar arasında arabuluculuk yapması üzerine devlet tarafından affedildi ve ‘Paşa’ unvanıyla ödüllendirildi.

24/1/2009

Selahattin Demirtaş: Diyarbakırı kaybedersek halkın iradesine sa

kürt tarihi

Selahattin Demirtaş İle Röportaj - 2 / NURİYE AKMAN

Ne zaman hükümetler Güneydoğu'ya yönelik ekonomik paketleri açmaya çalışsalar, sizler tepki gösterirsiniz. "Fabrikalarla, yatırımlarla Kürt sorunu çözülmez" dersiniz. Neden olumlu şeyleri takdir etmiyorsunuz? "Şu yoksulluk sorunu bitsin, insanların işi gücü olsun, sorun o zaman daha kolay çözülür" demiyorsunuz?

Elbette ki yapılan her pozitif adımı destekleriz. Ben Diyarbakırlı milletvekili olarak Diyarbakır'a yatırım yapacak her işadamının ilk kazmasını vurmaya hazırım. Ama sorunu tek başına bu çözmez. Bununla eşzamanlı olarak bölge halkına demokrasi ve insan hakları ile ilgili mesajlar vermek gerekir. Bir de Başbakan'ın bunlarla ilgili yaptığı açıklamalara bakalım. Deniyor ki biz terörle mücadeleyi çok boyutlu olarak düşünüyoruz. Bölgeye ekonomik yatırım yapacağız. Ne için? Terörle mücadele için. Biz bölgeye sosyal açıdan yardımlar yapacağız. Ne için? Terörle mücadele için. Biz TRT'nin bir kanalından Kürtçe yayın yapacağız. Ne için? Terörle mücadele için. Bunların hepsi terörle mücadelenin argümanları ve parçaları olarak hükümet tarafından öne sürülüyor. Şimdi bölge insanı olarak şöyle bakıyorum yapılan bu açılımlara. Peki benim için ne yapacaksın?

Bunlar senin için yapılan şeyler değil mi? Oraya fabrikalar yapılsa, insanların eli para görse, Kürt çocukları dilini öğrense kötü mü olur?

Bölge insanı buna layık olduğu için, onun hakkı olduğu için, Kürtlerin de bu ülkede televizyon hakkı olduğu için yapıyorum dese başka. Ama bunlar terörle mücadele kapsamında düşünülmemeli. Vatandaşın hakkı olduğu için bunu yapmak zorundasın. Sosyal devlet, refah devleti, hukuk devleti herkes için haktır. Yoksulluğu çıkaran, devletin Kürtlere yaklaşımıdır. Biz bunları söyledik diye bunlara engel mi oluyoruz? Dediklerini yapmıyorlar. Yap o zaman. Biz yanlışız. Buyurun. Bölgeyi kalkındırın. Gençleri dağdan, indirin biz mahcup olalım.

Burada haklısınız. Paketler sadece açılmakla kalıyor. Sanki Doğu ve Güneydoğu'ya iyi bir şeyler yapılmasını istemeyen, PKK'nın devamından yarar gören bir derin güç var. Çünkü terör, müthiş bir rant kaynağı. Ve bu kirli düzenin sürmesini iki taraftan da isteyen insanlar var. Ama sizin de onların ekmeğine yağ sürmeyip bu oyunu kırmanız gerekmez mi?

Benden bu ülkede daha bir umut yaratacak söylem beklenmesi çok iyi niyetli bir taleptir.

Bir fabrikanın temel atılışına gidin, alkışlayın.

Vardır böyle işlerimiz. Ama haber bültenlerinde DTP'nin yaptığı iyi bir şey haber olarak verilmez. Başbakan daha üç yıl önce Kürt sorunu vardır deme noktasından nerelere gelmiştir. Türkiye'de gerçekten de bir demokrasi yaşansa, bir umut ortaya çıksa, örneğin hükümetin 2003'te yarattığı gibi bir rüzgâr ortaya çıksa, hepimizin canını sıkan bu savaş problemi çok rahat çözülebilir. İlle de bizim taleplerimizin gerçekleşme şartına bağlı değildir bunlar.

Önümüzdeki seçimlerde Diyarbakır'ı kaybederseniz ne olur?

Böyle bir ihtimali hiç düşünmüyoruz. Kaybersek de bizim açımızdan toparlanamaz bir durum olmaz. Diyarbakır halkı başka bir partiden yana tercih koymuşsa demokrasinin gereği saygı duymaktır. Buradaki tek kriter yarışın adil olmasıdır. Hükümet partisi, devletin olanaklarını arkasına alarak seçimi kendi lehine döndürmeye çalışmamalıdır. Elbette ki devleti yöneten bir partidir. Bir şeyler yapmak için gayret sarf etmelidir. Bu yarıştan Diyarbakır halkı kârlı çıkar. Yatırım yapmalıdır. Diyarbakır halkının sorununu çözecek umutlar vaat etmelidir. Alacaksa seçimi gerçekten hak ederek almalıdır.

Siz kaybederseniz kendinizde ne hata ararsınız?

DTP Diyarbakır'ı kaybederse bizim temel argümanların hepsi sorgulanmalıdır. Diyarbakır halkının beklentilerine cevap verememiştir. Hem yerel yönetim pratiğiyle hem genel ulusal düzeyde yürüttüğü siyasette. Diyarbakır halkının gönlünü kazanamamıştır. Dolayısıyla söylemlerimizden eylemlerimize kadar her şey gözden geçirilmelidir. Ama bu zayıf bir ihtimaldir. Biz doğru yaptığımıza, Diyarbakır halkının gönlünü kazandığımıza inanıyoruz.

Öcalan'ın yanına gideceklerin PKK hükümlüsü mü olmasını istiyorsunuz?

Biz İmralı'nın yasadışı bir infaz rejimi olduğunu, kapatılması gerektiğini düşünüyoruz. Bir ada içerisinde bir mahkuma özel bir hukuk uygulanmamalı. Devlet İmralı'ya rehine gibi davranıyor. Adalet Bakanı, bomba ile bu iş olmaz gibi şeyler söylerse, düşüncelerini değiştirirse, savcılar da koşulların iyileştirilmesi konusunu düşünür diyor. Bir hukuk devletinde bu söylenmemeli. Hukuk adına pazarlık yapılmamalı. Yasada iyi halli olmak demek düşüncelerini değiştirmek demek değildir. Cezaevindeki aktivitelere veya faaliyetlere uyum gösterip göstermemektir. Devletin amacı kişilerin düşüncelerini değiştirmek için onları cezaevine koymak değildir.

Ya Öcalan istenilen şeyleri açıkça söylerse?

Demiştir 99'da. Silahları bırakmayı, örgüt üyelerinin Türkiye sınırları dışına çekilmesini söyleyen kendisidir. İyi hallilik buysa neden kendisine farklı bir rejim uygulanmamıştır?

Bence devlet bu fırsatı kaçırmıştır. Öcalan bunları söyledi ama operasyonlara devam edildi. Biz diyoruz ki devlet yeniden bu fırsatı yaratsın. PKK da bu şansı Türkiye toplumuna yeniden versin.

Yani Öcalan bir kere daha çağrı mı yapsın?

Tabii ki çağrı yapmalıdır. Bu konuda devlet de mutlaka bunun önünü açacak bir şey yapmalıdır. Geçmiş dönemde yetkililer gidip İmralı'da Öcalan ile görüşmüşler mesela.

Çevik Bir ile dönemin MİT müsteşarı mı?

Evet, dışarı yansıyanlar bu şekildedir. Bunu tekrar deneyebilir devlet. Gençlerin ölmesinden daha iyi bir şeydir. Öcalan en nihayetinde Türkiye'nin resmî bir cezaevinde resmî bir hükümlüdür. Türkiye Cumhuriyeti devleti şu gücü kendinde görmelidir. Diyebilmelidir ki biz dünyanın üçüncü büyük ordusuna sahibiz. Bize yönelik bir örgütün savaşı ile bitmeyiz. Ama büyük devlet olmanın gereği sadece bu değildir. Büyük devlet sorunlarını akılcı yolla çözen bir devlettir. Bu nedenle evet sınır ötesi operasyonları yıllarca sürdürebilirim. Fakat böyle olsun istemiyorum. Ülkemde artık kan dökülsün istemiyorum. Operasyonlarla da sizin yapacağınız eylemlerle de bu sorun çözülmez. Dolayısıyla ben ülkemdeki problemi başka bir yöntemle çözmek istiyorum. Bunun için de silahların susması lazım. Demokratik zeminde tartışılabilmesi için, Meclis'in inisiyatif alabilmesi için PKK'nın silahlarını susturması lazım diyebilmelidir. Bunu Öcalan üzerinden yapabilirler.

Geçmişte olmadı ama bir kere daha denemeye değer diyorsunuz.

Değer. Çünkü kaybettiğimiz her bir genç, çok değerlidir.

Ergenekon'dan zarar gören bir kesimin sözcüsü olarak davaya müdahil olmak istediniz. Kabul edilmedi. Ama hem iddianamede bunun izleri var, hem birtakım eski istihbaratçılar ve gazeteciler hem de eski bir PKK yöneticisi Ergenekon'un PKK'yı da kurup yönettiğini söyledi.

PKK'nın içine sızdığı, PKK adına eylemler yaptığı ve PKK'ya eylemler yaptırdığı Ergenekon ortaya çıkmadan bile bilinen gerçeklerdi. Çünkü PKK zaman zaman öyle noktalara geldi ki, gerçekten de yaptığı şeylerle söylediği şeyler birbiriyle çelişti. Diyelim ki 33 asker meselesi, köy baskınlarında sivillere yönelik katliamlar bunların hepsi Kürtler tarafından da çok sorgulandı. İsmi Ergenekon olur, başka şey olur, derin devlet mutlaka PKK'ya bir yerden bulaşmıştır. Devlet mutlaka üstüne gitmelidir. Ama PKK dediğimiz hareketi tümden bir derin devlet hareketi olarak tanımlamak çok spekülatif gibi geliyor bana.

Bana gelmiyor. Derin amcalar Hizbullah'ı yönetiyor. DHKP-C'yi yönetiyor. Girmedikleri delik yok. Niye PKK'yı da kurdurup yönetmiş olmasınlar?

Niye o zaman bunlar açıklanmıyor? Gerçekten Ergenekon'sa PKK'yı yöneten, devlet ortaya çıkarsın bunu. Eğer öyle olsa bile bu yine Kürtlerin demokratikleşme meselesini değiştirmez. Kürtler PKK'ya bakış açısını değiştirirler. Ama şüphesiz ki Kürtlerin sorunu yine bitmiş olmaz.

Öcalan'ın en başta bir MİT görevlisi olduğu, MİT'in PKK'yı kurdurduğu hatta Uğur Mumcu'nun da bu gerçeği öğrendiği için öldürüldüğü yolunda haberler var.

Bu da spekülatif bir şeydir. Ama böyle olsa ne olur? Yani Kürt sorununu yaratan Öcalan mıdır? PKK mıdır? Çözüm eğer Öcalan'a saygı duyulmaması ve PKK'nın bitmesi meselesi ise Kürtlerin sorunu bu değildir. Bu hemen yapılır, Kürt sorunu bitmiş olur. Bizim tariflediğimiz Kürt sorunu 1924 Anayasası ile birlikte Türkiye'de şekillenmiş, halen devam eden bir sorundur. MİT'in ve Ergenekon'un ortaya çıkardığı bir örgüt, nasıl oldu da bu kadar doğru şeyler söyledi ve Kürtlerin sempatisini kazandı?

Ama size göre doğru şeyler söyledi, bize göre değil.

Kürtlerin tarihinin, kültürünün inkar edildiğini savundu. Bunun için mücadele etti. Kürtlerden destek gördü. Niye devlet kendi kendine bu kadar büyük bir bela açsın? Böyle baktığınızda o zaman PKK bir devlet örgütüdür. PKK'lılar da devletin adamlarıdır. Devlet o zaman bunlarla uğraşmasın.

Asıl soru, görünen devletin ardında, bir de görünmeyen devlet olup olmadığı değil mi?

Kim bu görünmeyen devlet dediğiniz?

Mumcu'yu kim öldürdü? Musa Anter'i kim öldürdü? Maraş katliamını kim yaptı?

Elbette ki bir derin devlet var. Fakat bu spekülasyonu PKK üzerinden kurup Kürtlerin bu haklı meşru taleplerini sorgulatır hale getirmek de doğru değil.

Ergenekon tutuklusu bazı paşaların aynı zamanda Apo ile görüşmüş olması bir işaret değil mi?

Bunların görüşme yaptığı dönemlerde devletin resmî yetkilileri. Yine devlet adına gidip görüştüler. Ergenekon adına görüşmediler.

Ergenekon adına kartvizit bastıracak değillerdi ya!

Zaten onların girişimlerinin çözümsüz kaldığı ortada. Demek ki o PKK'nın silahları bıraktığı dönem, tam da bu Ergenekoncuların iş başında olduğu dönem. Ve işi bozmuşlar anlaşılan. Görünen o. O yüzden diyorum yeni baştan ve gerçekten bilinen devlet adına birileri girişimde bulunsun. Öcalan ile mi görüşürler? Başka bir şey mi yaparlar ama sürecin önünü tekrar açsınlar.

BİTTİ

 

"Kuzey Irak Yönetimi ile uyuşmayız . Onlar muhafazakâr, biz solcuyuz"

Kuzey Irak yönetimi ile Türk yetkililer görüşmeye başladılar. Ne düşünüyorsunuz?

Burada DTP ile görüşmeyi bile kendine zulüm sayan bir hükümetin Kuzey Irak'la temasa geçmesi bize umut ve heyecan vermiyor. Barzani bir taraftır. Dış güçtür. Biz taraf değiliz. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üyeleriyiz. Aynı masanın etrafındayız. Tarafın biri biz, diğeri Başbakan değildir. Sorunu çözme konusunda eşit sorumluluk sahibi insanlarız. Biz burada PKK'yı temsilen bulunmuyoruz. Kürtleri temsilen de bulunmuyoruz. Barzani orada bir taraftır. Elbette ki iyi ilişkiler kurulsun. Ama burada bir muhalefet partisi ile görüşmeyi de hükümet kendine zulüm saymasın. Buradaki Kürtler yüzünü Avrupa'ya dönmüş, Ankara'ya dönmüştür. Hakikaten bağımsız bir Kürdistan olsa bile. Kuzey Irak bizim için bir cazibe merkezi, bir umut değildir. Bizim umudumuz Türkiye'dir.

Kuzey Irak yönetimi ile fikirleriniz ne kadar uyuşur?

Uyuşmaz. Onlar feodal, muhafazakâr, sağ bir harekettirler. Biz kendimizi demokratik, insan haklarına saygılı sol bir hareket olarak tanımlarız.

Zaman

19/1/2009

Tarhan Erdem: Kürtler AKP yi desteklemicek

Üst üste iki seçimi de en doğru tahmin eden Tarhan Erdem'den yerel seçim öngörüleri...
İki seçimdir üst üste EN DOĞRU TAHMİNİ o yaptı. 22 Temmuz seçiminin kazananlarından biri olan TARHAN ERDEM, TEMPO DERGİSİ'nin son sayısında yerel seçimlere yönelik önemli açıklamalarda bulundu.

UFUKTA AKP VAR AMA..

Türkiye geneline AKP hâkim. Ama AKP'nin genel seçimlerde Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da aldığı oy düşecek. 22 Temmuz'daki tablo bozulacak. DTP'nin Güneydoğu'daki oylarında bariz bir çoğalma olacak. Bu yerel seçim öngörüsü Tarhan Erdem'e ait. Erdem, “Yerel seçimlerde Kürtlerin kulakları, Başbakan'ın söyleyeceklerine eskisi kadar açık olmayacak” diyor.

22 TEMMUZ'UN KAZANANI

22 Temmuz seçiminin Adalet ve Kalkınma Partisi'nden (AKP) başka bir galibi daha vardı; Tarhan Erdem. Seçimden önce Erdem'in şirketi Konda'nın araştırmasında 'AKP'nin gümbür gümbür' geleceği ortaya koyulunca itiraz edenler oldu. Ancak sonuç şöyleydi: “Hepimiz uzaylıyız.” Yüzde 47 ile iktidara oturan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Hedefimiz yerel seçimler” dedi. Üzerinden 14 ay geçti. Partiler yerel seçim hazırlıklarını harlı bir ateşe aldı. Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) eski genel sekreteri, araştırmacı ve Radikal gazetesi köşe yazarı Tarhan Erdem ile siyasi müneccimlik yapmadan, geçmişteki araştırmaları kulağa küpe yaparak, yerel seçimin karnesini konuştuk.

Yerel seçimlerde, seçmenin oy inisiyatifini en çok ne belirler?

Adayın partisinin yanında iki önemli etken vardır. Biri, belediye başkanı adayının kişiliği, deneyimi yani niteliği; yanlış aday seçimi, partisinin oyunu etkiler. İkinci etken, belediye seçimlerinde iktidar partisinin sahip olduğu avantajdır. Özellikle küçük yerlerde halk genellikle, “İktidarın adayını seçelim” der.

O halde bu mantıkla, yerel seçimlerde ufukta AKP mi var yine?

14 ay önce yüzde 47 ile iktidara gelmiş bir partinin, yerel seçimlerde yüzde 50'nin üzerinde oy alması sürpriz sayılmamalı. Dolayısıyla 29 Mart akşamı, sayısı 2 bin 400 civarında olan belediye başkanlığının önemli kısmını AKP'li adayların kazanmasına hazırlıklı olmalıyız. Fakat burada önemli bir 'ama' var.

AKP'NİN GÜNEYDOĞU'DA OYU DÜŞECEK

Nedir o?

AKP'nin genel seçimlerde Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da aldığı oy düşecek. Yani 22 Temmuz'daki tablo bozulacak. Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP), yani bağımsızların Güneydoğu'daki oylarında bariz bir çoğalma olacak. Kürtler açısından mesele net: AKP, bölgede 22 Temmuz'da aldığı oranlardan düşük oranda oy almalıdır. Tabii DTP'nin Anayasa Mahkemesi'nce kapatılması bu beklentiyi değiştirebilir.

Şimdi, “Tarhan Erdem, bu kez de Kürtler için mi araştırma yapmış?” diyenler olacak.

Bu tahmini bir araştırmaya dayanarak söylemiyorum. Siyasi müneccimlik de yapmıyorum. Ancak görünen köy, kılavuz da istemiyor. Bölgeye gidip havayı kokladığınız zaman bunu anlıyorsunuz.

KÜRTLER AKP'YE GÜLE GÜLE DİYECEK

22 Temmuz'da Erdoğan'a evlerini açan Kürtler, neden AKP'ye, “Güle güle” diyecek?

Kürtler, 22 Temmuz'da Erdoğan'a tam olarak, “Haydi gel, evimize gir” demedi. Olan şuydu: Baraj nedeniyle, DTP parti olarak seçime girmedi, bağımsız adaylarla Meclis'e girmeyi denedi. Yalnız bağımsızların nereden kaç milletvekili kazanacağını hesaplayarak aday göstermenin riski vardı; bu teknik nedenle, bağımsızlar dışındaki partiler için kendiliğinden yer ayrılmış oldu. Bu teknik durumla, Başbakan'ın çıkışlarının Kürtler üzerinde yarattığı olumlu hava birleşti. Kürtler, 'bir şey'lerin değişeceğini umutla beklediler. “Bu adamı deneyelim. Biraz daha sabredelim” dediler ve Erdoğan'a oy verdiler. AKP ne yaptı? Sadece Nâzım Ekren'i gönderdi bölgeye; doğru bir adımdı, ama yeterli değildi. Söylemekten dilimizde tüy biten işler yine yapılmadı.

Şu nakarat mı? “İdari reform, ekonomik iyileşme ve eğitim.”

Nakarat değil, şarkının aslı.

Kürt sorununun geldiği nokta, yerel seçimlerde ortaya çıkar mı?

Kürt sorunu, TBMM'nin meselesidir. Benim Kürt sorunu ya da “Kapana sıkışanlar” dediğim konu, Türkler ile birlikte Türkiye'de yaşamak isteyen insanların meselesidir. Konu şudur: Ben federasyon veya başka şeyler isteyenlerle meşgul değilim. Birlikte yaşamaya kararlı olan, birlikte yaşamaya kararlı olduğumuz insanları düşünmeliyiz. Eğer bu sorunu çözmezsek, bizimle birlikte yaşamak isteyenlerin sayısını azaltırız, yıllardan beri yaptığımız budur. Gelelim sorunuza, Doğu'da ve Güneydoğu'da DTP veya bağımsızların, AKP'yi 22 Temmuz performansının altına çekebilmesi ile ortaya çıkan resim şu olacak: Kürtler AKP'ye, “DTP'nin kapatılmasına iktidar partisi olarak hiçbir şey söylemediniz, ama kendinizle ilgili olduğunda dünyayı yerinden kaldırdınız. Sen, kendine demokratsın, benim partimin hakkını niye savunmadın?” diyecektir.

AKP BAYDEMİR'LE BİLE DİYARBAKIR'I ALAMAZ

Bir varsayım: Osman Baydemir, AKP'nin adayı olsa?

Seçimi kazanamaz. Çünkü orada sadece Baydemir'in kişiliğine oy verilmiyor; açıkça “Ben Kürt'üm” diyen siyaseti taşıyan insana oy veriliyor. Bakınız, Cumhuriyet tarihinde TBMM'de aslen Kürt olan milletvekili sayısı genelde halk içindeki Kürt oranından daha fazla olmuştur. Ama bu, Kürtlerin temsil edildiği manasına gelmez.

Ne anlama gelir?

Her kapı açıktır, ama “Ben Kürt'üm” diye siyaset yapanlara değildir.

Ama tam burada hatırlatmak gerek: Erdoğan da Kürtlerin kalplerinin kapısını, “Ben de sizdenim” diyerek aralamıştı.

Evet. Kürtler de Erdoğan'a o nedenle oy verdi. Ama Kürt seçmenin kulaklarının şimdi, Erdoğan'ın söyleyeceklerine eskisi kadar açık olduğunu sanmıyorum.

Sayın Başbakan şimdi size, “Daha ortada seçim sonucu yok. Doğmamış çocuğa don biçiyorlar” derse?

Başbakan özgürlükleri Almanya'da başka, Türkiye'de başka tanımlayacak değil ya! Erdoğan'ın Almanya'da yaşayan Türkler için istediklerini, Türkiye'deki Kürtlere vermediği için oyu düşecek. Fakat şu da var: Eğer bölgedeki belediye başkanı ve belediye meclisi adaylarını 'doğru' seçerse, AKP'nin Doğu ve Güneydoğu'daki oy oranının en azından trajik bir biçimde düşmesini önleyebilir.

DİNİN ETKİSİ AZALACAK

Doğu bölgelerinde dini refleksleri 'daha hızlı' adaylar, AKP için 'doğru' olur mu?

Kürtlerin arasında Şafi ve Aleviler de var. O nedenle AKP, Kürtlerin kapısını çalarken, mezhebe değinmeden, “Hepimiz Müslüman'ız, ayrımız gayrımız yok” diyerek politika geliştiriyor. Oysa ben, önümüzdeki yerel seçimlerde bu politikanın fazla etkin olmasını beklemiyorum. DTP 'yanlış isimleri' aday gösterir, AKP 'doğru Kürt' adaylar çıkarırsa, o etkili olabilir.

İZMİR YİNE CHP'NİN

Yerel seçimlerden bahsediyoruz. Milliyetçi Halk Partisi'nin (MHP) ya da CHP'nin adını anmadık daha. MHP ve CHP görünmez mi olacak?

Bu konuları konuşurken, bütün ülkede geçen seçimlerden sonra belirgin biçimde artan kutuplaşmanın etkilerini göz ardı etmemeliyiz. Örneğin İzmir bunun bariz biçimde görüldüğü yerlerden biridir. CHP'li başkanın başarısı, kutuplaşmanın desteğiyle birleşerek, İzmir'de CHP'yi açık ara kazandıracaktır. Eğer CHP çok büyük bir hata yapmazsa, İzmir'i alır, AKP'nin İzmir'i alma ihtimali çok az.

TOPBAŞ YENİLMEZ

İsterseniz spekülasyon yapalım; MHP, az farkı kapatıp iktidardan Osmaniye Belediye Başkanlığı'nı alabilir mi?

Bilmiyorum. Mustafa Sarıgül, Demokratik Sol Parti'den (DSP) aday olursa, Şişli'de kalır. Kadir Topbaş'ın yenilmesi çok zor! Bunların dışındakiler gözü kara kumarcılık olur. Ancak Doğu ve Güneydoğu dışında, 29 Mart akşamı, son günlerde “AKP'nin oyu çok düşecek” diyenler korkarım üzüleceklerdir. AKP, son aylarda yaptığından çok daha fazla hata yaparsa başka tabii. Unutmayalım, daha altı ay var, seçmenimizin eğilimleri lider hatalarının da yardımıyla, önümüzdeki altı ayda değişebilir.

Tempo

19/1/2009

Gaziantepte Kürtler

  Kürtlerin tarih yoğun olarak yaşadığı bölgelerden biridir Gaziantep.. Hem kültürel birikimi, hem de Kürt tarihi nin aydınlanmasında rolü büyüktür Gaziantep geçmişinin. Kimleri çıkarmamış ki? Kurtuluş savaşanının destansı kahramanlarından Karayılan dahi aslen Kürt asıllıdır.

  Günümüz Gaziantepi de Kürt nüfus yoğunluğundan hiç birşey kaybetmemiştir. Özellikle islahiye ilçesinde atmalı ve celikan aşiretleri yüzyıllardan beri gelen hükümlerini sürdürmüşlerdir. Araban, oğuzeli ve yavuzeli ilçelerinde de Kürt nüfusu azımsanamiyacak kadar fazladır. Fakat her ne kadar ilçelerden bahsetsekte, asıl kürt nüfusu ile şehirin merkezinde karşılaşırız.

  Türk ve Kürt sayısının neredeyse birbirine denk olduğu nadir şehirlerden biridir. Jeopolotik konumuda tam Kürt ve Türk nüfus yoğunluklarının ortasında yer almaktadır. Yani bir nevi etnik harita çıkarılıcak olsa, bu haritanın sınırları tam Gaziantep in içinden geçer diyebiliriz. 

  Genel olarak Türk ve Kürt nüfusunun birbirine yakın sayıldığı yerlerde milliyetçilik unsurunun öne çıktığını görebiliriz fakat bu konuda da bir istisna oluşturur Gaziantep. Türk ve Kürtlerin en uyumlu yaşadığı, birbirlerine en sıcak davrandığı halkı oluştururlar. Geçmişi, Karayılanları, Kürtlerle omuz omuza çarpıştıkları Kurtuluş savaşını unutmamıştır Gaziantep halkı, unutmayacaktırda. Kardeşliğin en güzel örneklerini ebediyen göstermeye devam edicektir. 

3/1/2009

Türkiye'de Kürt nüfusu

Amerikan merkezli United States Center for World Mission (USCWM) adlı vakfın yaptığı araştırmada Türkiye'nin etnik haritasını çıkardı. Türkiye'de yaşayan 23 etnik kökenin nüfusu tek tek ortaya konulduğu araştırmada Kürt nüfusu ilk kez bu kadar yüksek çıktı.

TÜRKİYE'NİN YÜZDE 20'Sİ KÜRT

Dünya genelinde etnik köken, dil ve din araştırmaları yapan Amerikan merkezli United States Center for World Mission (USCWM) adlı vakfın Aralık 2008 verilerine göre, Türkiye nüfusunun yüzde 20.8'ini Kürt kökenliler oluşturuyor. Araştırmaya göre, Türkiye'de 52.8 milyon Türk yaşarken, Zazalar ile birlikte toplam Kürt sayısı 15.4 milyon.

Türkiye'de yaşayan Kürt kökenlilerin sayısı ve diğer etnik grupların nüfusa oranı hakkındaki tartışmalar devam ederken, bir araştırma da dünya genelinde etnik köken, dil ve din araştırmaları yapan Amerikan merkezli USCWM isimli vakıftan geldi.

Vakfın Aralık 2008 verilerine dayandırdığı araştırmasında, Türkiye'nin nüfusunun 74 milyon 398 bin 700 olduğu kaydedildi. Araştırmada, nüfusun yüzde 71'ini oluşturan 52 milyon 826 bin kişinin Türk olduğu ifade edilirken, Zazalar ile birlikte Kürtlerin sayısının 15 milyon 426 bin olduğu belirtildi. Araştırmada Türkiye'de 1 milyon 313 bin Zaza'nın yaşadığı, Kürtlerin 5 milyon 902 bininin ise Türkçe konuştuğu kaydedildi.

ARAP NÜFUSU 2 MİLYONA YAKIN

Türkiye'de 1.8 milyon Arap, 910 bin Çerkes, 620 bin Fars, 540 bin Azeri yaşadığının belirlendiği araştırmada, Türkiye'de 76 bin Ermeni, 28 bin Süryani, 14 bin Rum ve 13 bin Musevi bulunduğu vurgulandı.

Türkiye'nin nüfusunun etnik köken dağılımı şöyle:

- Türkler 52 milyon 826 bin
- Kürtler 15 milyon 426 bin
- Araplar 1 milyon 839 bin
- Çerkesler 910 bin
- Farslar 620 bin
- Azeriler 542 bin
- Gagavuzlar 410 bin
- Pomaklar 331 bin
- Bulgarlar 328 bin
- Lazlar 151 bin
- Gürcüler 150 bin
- Tatarlar 126 bin
- Boşnaklar 101 bin
- Ermeniler 76 bin
- Karakalpaklar 74 bin
- Arnavutlar 66 bin
- Romanlar 66 bin
- Abhazlar 43 bin
- Osetler 37 bin
- Süryaniler 28 bin
- Rumlar 14 bin
- Museviler 13 bin
- Keldaniler 300

 

Önemli: Bu sitede yayımlanan kürt, kürtler, kürt tarihi, kürt sorunu, kürt devletleri, kürt dili, kürt isyanları, kürtçe tv, trt 6 gibi bilgilerin hiç biri öznel değildir, tamamen sanal ansiklopedi ve köşe yazılarından alıntılarla oluşturulmuştur. Bilgilerin doğruluğundan sitemiz sorumlu olmamakla birlikte, yanlış gördüğünüz bilgileri çözüme en kolay yoldan bizlerle paylaşmanızı öneririz.
ensest hikayeler hikayeler hikaye
google hikaye sex video chat Odaları beyaz show leke kremi göz altı torbaları biojavu dizi izle mp3 indir sexsomnia vpills geciktirici penis büyütücü cinsel sohbet seks hikayeleri chat Asansör Karadeniz Haber ilahi dinle ilahiler film izle film izle sikiş izle sikiş izle porno izle sikiş izle porno siyah peynir sevişme sikiş Mankenler, Resimler Sex Hikayeler Divx Video lig tv izle justin tv bedava lig tv izle lig tv seks izle porno izle sikiş sikiş film izle Film izle
jagra jagra jagra jagra penis buyutuculer sex shop penis buyutuculer v-pills tatil azdirici kahve sirhunter sirhunter sirhunter saat kamera kalem kamera magna rx vpills penis buyutucu azdirici azdirici azdirici Komedi Videoari azdirici yatakarkadas.com cinselsex.net vpillsmarket.com penis buyutucu burclar posh kuafor ruya tabirleri yemek tarifleri hava durumlari azdirici ic giyimler mirc azdirici