« Önceki |

17/10/2009

Ve beklenen... Leipzig Özgürlük Ödülü: Ahmet Altan

Ahmet Altan, Leipzig Özgürlük Ödülü’nü aldı: Bu ödüle ihtiyaç duymayacak bir dünya kuracağız

Ahmet Altan dünyanın en prestijli basın ödüllerinden “Leipzig Özgürlük ve Medyanın Geleceği Ödülü”nü Almanya’da düzenlenen törenle aldı. Ödül, Altan’la birlikte İtalya’dan Roberto Saviano ve Hırvatistan’dan Duşan Milyus’a verildi.

Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Başyazarı Ahmet Altan’ın ödül töreninde yaptığı konuşmanın tam metnini yayımlıyoruz:
Doğa, dengesini vahşet üzerine kurmuştur. Bütün canlılar kendi çıkarları için başka canlıları parçalar, öldürür, yok ederler. Bu vahşette bir masumiyet vardır. Çünkü bunu içgüdüleriyle, yaşamlarını sürdürebilmek için yaparlar. Doğa, onlara böyle yapmalarını emreder.

İnsanlar da bu vahşetten paylarını almışlardır. Bütün canlılar gibi onlar da vahşidirler. İnsanları, diğer canlılardan ayıran iki önemli özellikleri bulunur. Birincisi, bu vahşete kendi akıllarını ve bilinçlerini katıp, doğanın masum vahşetini, günahkâr bir kötülüğe çevirirler.
İkinci özellikleri ise bununla tam anlamıyla çelişir. İnsanlar, zayıfların ve güçsüzlerin haksızlığa uğramasına karşı çıkan bir başka güdüye sahiptirler. Buna vicdan deriz. Hangi ırktan, hangi dinden, hangi kültürden olursanız olun bir adam bir çocuğu dövdüğünde buna isyan edersiniz.

Bütün hayatımızı, bütün kişiliğimizi, bütün varlığımızı, doğuştan sahip olduğumuz bu özelliklerimizden hangisine sahip çıktığımız, hangisini besleyip büyüttüğümüz belirler.

Bazıları, kötülüklerini ve vahşetlerini sınırsızca kullanırlar. Kendi kısa hayatlarını biraz daha iyi yaşamak, biraz daha zengin olmak, biraz daha güçlü olmak için başka insanları ezer, aşağılar ve öldürürler.

Bazıları, bu kötülüklere katılmazlar. Vicdanları buna izin vermez. Ya da kötü olacak cesaretleri yoktur. Onlar, kötülükleri tasvip etmez ama bu kötülüğe karşı da çıkmazlar.

Bazıları da, sadece vicdanlarını dinler, kendi çıkarlarından vazgeçer ve güçsüz olanları korurlar.

Kötülüğün ve vahşetin “mantıklı” bir nedeni vardır. Onlar bunu kendi çıkarları için yaparlar. Ve biz, kendi çıkarlarımız için yaptıklarımızın mantığa uygun olduğunu düşünürüz.

Vicdanın ve iyiliğin ise mantıklı bir nedeni yoktur.

Belki de bu yüzden Kant, “Ben yıldızlara ve iyiliğe şaşarım” demiştir.

İyilik, gerçekten de şaşırtıcıdır. Doğanın canlılara yüklediği bencilliğe ve vahşete aykırıdır çünkü.

Tarih, mantıklı kötülüklerle, mantıksız iyiliklerin dövüşüne şahit olmuştur her zaman.

Bu savaş hâlâ sürüyor.

Bu savaş sürdüğü için bu ödül veriliyor.
Kötülüklerin ve vahşetin büyük gücüne, iktidarına, parasına, silahına karşı, vicdanın ve iyiliğin kararlılığı, cesareti, inatçılığı
baş kaldırırken, bu vicdan büyük düşmanlar kazanıyor.

Bu ödül, o düşmanlara karşı yalnız olmadığımızı, yeryüzünün her tarafında vicdan sahiplerinin birbirine destek olduğunu, sesini yükselttiğini, kuvvetli bir dayanışma içine girdiğini gösteriyor.

Biz bu akşam, burada, bütün mantıksızlığımız ve bütün vicdanımızla, dünyadaki kötülüklere meydan okuyoruz.

Onlara, bu ödülü benden çok daha fazla hak eden Milyus ve Saviola gibi, “biz gerilemeyeceğiz, biz dövüşeceğiz, biz insanlara kötülükler yapılmasına izin vermeyeceğiz” diyoruz.

Bu ödülü daha önceden alanları ve bu ödülü almalarına neden olan iyilikleri ve cesaretleri nedeniyle hayatlarını kaybedenleri saygıyla anarken, beni de onlardan biri olarak gördüğünüz için teşekkür ederim.

Onlarla birlikte anılmak benim için bir onur ve sevinçtir.

Ama asıl sevinci, bir gün bu ödüle ihtiyaç duymayacak bir dünya kuracağımıza bugün burada bir daha inandığım için hissediyorum.

Bana bu sevinci yaşattığınız için hepinize minnettarım.

Teşekkür ederim.

kaynak: taraf.com.tr

30/3/2009

2009 yerel seçimleri ve Kürtler

Türkiye 2009 yerel seçimlerinide demokrasinin ışığına gölge düşürmeden geçirmeyi başardı. Peki son seçim olan 22 temmuz 2008 den beri ne değişti Kürt dünyasında?

Makaleye başlamadan önce matematiksel değişimleri vermek istiyorum, 9 ay önce güneydoğuda neredeyse % 60 ın üzerinde oy alarak DTP yi saf dışı bırakan AKP bu seçimlerde güneydoğu ve kürt nüfuslu illerin hemen hepsini kaybetmiş ve sancağı yeniden DTP ye devretmiştir.

Peki bu faunayı yakından tanıdığını idda eden sayın Recep Tayyip Erdoğan nerede hata yaptı? Hemen seçimlerin ardından Irağa operasyon düzenlenmesinden mi başlasak, Amed'in göbeğinde ya sev ya terk et demesinimi, yoksa anadilini konuşmak isteyen parti liderine yaptığı muameleler mi?

Açmak için seçim arefesini beklediğin TRT Şeş seni kurtarabilir mi sayın başbakanım? Davosta yaptığın atak ne kadar umrunda siirt'linin, kar mı ettik bu işten? Evet sayın Erdoğan iyi bir başbakan, ama göremedi. Kürt halkının öncelikli taleplerini anlayamadı, ya da anlatmadılar etrafındakiler. Rakibin DTP kürt halkına kültürel özgürlükten bahsederken sen yapılmayan yollardan bahsettin, olmuyor başbakanım asıl sorunu yok sayamazsın.

Umarım sayın başbakan bu seçimlerden ders alıp kürt halkının millet bilincinin yeniden oluşmaya başladığını görmüştür. Umarım 100 yıldır yapıldığı gibi makarna v ekömürle bu halkı kandıramayacağını da anlamıştır, somut adımlar beklemeye devam ediceğiz. 

22/1/2009

Mithat Kurtlar: Devlet ideolojisi ve Dengbêjlik

Kürt sözlü kültürünün en önemli aktarıcıları konumunda olan dengbêjlerin ve dengbêjlik geleneğinin yerini bilgi teknolojilerinin alması, kültürel açıdan önemle ele alınması gereken bir sorundur. Öte yandan Kürt sözlü kültür dokusu olarak Dengbêjlik geleneğinin omuzladığı işlevlerin TV, radyo, teyp, kamera vb. gibi iletişim araçlarının alması, Kürtlerin, yaşadığı ülkelerde bu iletişim araçlarıyla olan ilişkilerine göre de değişkenlik kazanmıştır. Bu değişkenlik durumlarına etki eden unsurlara, devlet politikaları da dâhil edilebilir. Çünkü Ortadoğu'daki devletlerin sahip oldukları farklı kültür politikalarına bağlı olarak, dengbejliğin de farklı koşullarda varlığını sürdürdüğünü görüyoruz. Fakat bu yazıda kısaca ele almak istediğim sorun İran, Irak, Suriye ve Türkiye üzerinden, devlet ideolojilerinin Kürt müzik geleneğine karşı geliştirdikleri tutumdur. 

Dengbêjliğin işlevsel olarak marjinalleşmesinin en önemli nedeni, temelde devlet ideolojilerine ve burada iletişim araçlarının azınlık kültürlerinin gelişmesi adına kullanılmamış/kullanılamamış olmasında yatar. Bu duruma bağlı olarak da dengbêjlik geleneği, devletlere (Kürtlerin yaşadığı ülkeler) göre farklı gelişme evrelerinden geçmiştir. İsmail Beşikçi'nin değimiyle Kürtler statü olarak sömürge statüsündedirler. Yaşadıkları ülkelerde bugüne kadar gerek temel insan haklarından gerekse de kültürel ilerlemeyi sağlayan iletişim araçlarını kendi gerçekliklerine dönük kullanma haklarından mahrum bırakılmışlardır. Bu durum, modern dünyanın yeni iletişim araçları olan TV, teyp, video, bilgisayarın Kürtler açısından işlevlerini; yeniden sorgulamayı zorunlu kılmaktadır. Kürtler eğer televizyon gibi teknolojik aygıtları özerk bir şekilde kültürel hedefleri doğrultusunda kullanabilme imkânına sahip olsalardı eminim ki dengbêjlik ve birçok özgün gelenek; sözlü kültürel zenginlik yok olmazdı. Aksine bu imkânlarla kültürel üretimini toplumsal ve teknolojik devinimle daha canlı kılabilir, daha derin bir süreklilik kazandırabilirdi.

Türkiye'de TV ve benzeri teknolojik aygıtlar, ezen ulusun dil ve kültür politikalarının hedefleri doğrultusunda Kürt toplumuna sunulduğu için; bu iletişim araçları Kürtler için söz konusu olduğunda, tarihsel işlevleri ile fayda sağlamamışlardır. Hatta Kürt kültür ve toplumsal yaşamını çoğunlukla egemen ideoloji üzerinden dejenere etmiş ve toplumsal algı kapılarını daha da daraltmıştır. Kürtler bağımsız bir kimlik/toplum ve varlık ile iletişim araçlarını kullanma olanaklarına sahip olsalardı dengbêjlik geleneği gibi zengin bir kültürel miras bu araçlar sayesinde daha da güç kazanacak ve varlığını sürdürecekti. Bu noktada dengbejliğin yok olmaya başlamasından sadece iletişim araçları değil esasında iletişim araçlarının arkasında yatan ideolojik iktidarları da sorumlu tutmak gerekmektedir. Yani dengbejliğin her geçen gün işlevsizleşen bir kuruma dönüşmesinde sömürgeci statükonun büyük bir rolü olduğunu unutmamak gerekmektedir. Türkiye'nin sömürgeciliği tamamen ötekileştirmeye yok etmeye dayanan bir sömürgeciliktir. Baktığımızda, toplumun bozulmamış doğası hala dengbêjlerde; dolayısıyla dengbêjlik geleneğinde mevcuttur. Bunun sebebi dengbêjlerin kent merkezlerinin dışında ve sistemin ilişki ve hareket alanının bulamadığı köy yaşamından kaynaklanmaktadır. Denilebilir ki dengbêj sistemin alıp eritemediği kalıba sokamadığı bozamadığı kişidir. Bu yönüyle Kürtler açısından yeni bir ışık ve yeniden üretim alanı olan dengbejlik kurumu her yönüyle beslenilebilir bir kültür pınarıdır. Kürtler gibi dengbêjlik geleneği de uluslararası bir sömürge durumu yaşamaktadır; İran, Irak, Suriye ve Türkiye arasında. Fakat her birinin sömürgeci politikaları bir diğerinden de farklı olmuştur. İçlerinden en katı ve acımasız sömürgeciliğe sahip olanını Türkiye temsil etmiştir. Irak veya İran devletleri Türkiye'deki kadar Kürt dilinin ve Kürtlerin üzerine yürümemiştir. Çünkü Türkiye'de topyekûn asimilasyon uygulanmaya çalışılırken, diğer ülkelerde kültürel varlık göstermelerine izin verilebilmiştir. Orta doğunun diktatörlerinden olan Saddam Hüseyin bile, Kürtlere çektirdiklerine ve Kürtlere karşı katı politikalar yürütmesine rağmen sarayının hemen ilerisindeki Bağdat radyosunun Kürtçe yayın yapmasını son derece normal/yasal karşılıyordu. 60–70 yıldır diğer devletlerdeki Kürtler Kürt klasik müziğini oluşturan M. Arifê Cizrawî, Kavîs Axa, Tahsîn Taha, Şakıro,  Îsa Bervarî, Kerapetê Xaço gibi sanatçıların eserlerini dinleme imkânına da sahiptiler. Peki, neden Irak ve İran'daki kültür politikası Türkiye'den farklı olarak bu esnekliği göstermiştir. Bunun cevabı, değerli araştırmacı İhsan Çölemerikli'nin dediği gibi, ilk anlamda Irak ve İran gibi devletlerin Kürtler gibi; temelde Ortadoğulu halklarından olmalarıdır.

Türkiye'nin, Kürtlerin kültürel kimliğini hiçbir şekilde kabul etmemesinin ve Kürtleri her yönüyle (dil, din, kültür, siyası varlık) yozlaştırmak istemesinin nedeni Türklerin Ortadoğu'nun yabancıları olmaları ve Orta Asya'dan, yani dışarıdan gelmeleridir. Türkler, Mezopotamya ve Anadolu'ya dışarıdan geldikleri için önce coğrafyayı, sonrada sınırları içine aldıkları halkları asimile etmeyi bir ulusal politika olarak amaçlamışlardır. Bu yayılmacı nitelikler tarihsel verilerle de sabittir. Dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir sömürgeci kültürü hayata geçirmeye çalışmışlardır. Bu sömürgeci politika sömürgesi altındaki halkları tam olarak özlerinden kopararak kendilerine benzetme politikası içerir. Dediğimiz gibi Irak ve İran da bu durum tam olarak ötekileştirme üzerine kurulu olmadığı için Irak ve İran Kürtlerinde Kürt müziği kurumsal olarak da gelişme imkânı bulmuştur. İran'da yine Kürt kültürü/sanatı varlığını sürdürebilmiştir. Ermenistan'da ise daha da serbestlik alanı bulmuş ve gelişmiştir.

Kültür sanat ve sivil yaşam açısından bu ülkeler Türkiye'den daha toleranslı bir iç politika yürütmüşlerdir. Çünkü Türkiye'de yakın tarihe kadar Kürtçe kaset bulundurmak ve dinlemekten dolayı hüküm giymiş birçok Kürt göstermek mümkün. Bu sebepten yargılanmış ve tutuklanmış birçok Kürt vatandaşı olmuştur. Az önce bahsettiğimiz Kürt sanatçıları Türkiye dışındaki ülkelerde yaşayan Kürtler tarafından yasal olarak dinlenebilinirken Türkiye Kürtleri büyük riskleri göze alarak ve el altından dinleme zorunda kalmışlardır. Bunun görünür sebebi elbette ki Türkiye'deki kültür politikasının topyekûn asimilasyon üzerine inşa edilmesidir. Irak'ta yaşayan Kürtlerin müzik alnındaki sanatsal ürünlerine baktığımızda ya da Irak'taki Kürt müzik eserlerine baktığımızda ileri düzeyde bir entelektüel üretim görmek mümkündür. Öte yandan İran'da soran müziğinin dünya kalitesinde öne çıktığını görmekteyiz. Kürt müziği Kürtlerin yaşadığı Irak ve İran gibi ülkelerde Türkiye de olduğundan çok daha toleranslı bir müdahale ile karşılaştı. Süreç böyle işlediğinde de dengbejlik geleneği de Kürt müziğinin ulusal savruluşları deneyiminden dolayı çeşitli sıkıntılarla karşılaşarak örtük bir şekilde bu günlere geldi. Sonuç olarak unutulmamalı ki, Kürt müzik geleneğinin temel taşı olan dengbêjliğin, Irak, İran, Suriye'deki varlığının, Türkiye'den daha fazla korunmasının/yaşam bulmasının sebebi, bu ülkelerin büyük oranda sahip oldukları asimilasyon politikalarının ya da devletlerin kültür ideolojilerinin farklılığından kaynaklanmaktadır.

kaynak: yüksekovahaber

22/1/2009

Sırrı Sakık dan gururlu sözler

Varto DTP İlçe binasında yaklaşan yerel seçimler nedeniyle halk toplantısı düzenlendi. Toplantıya, DTP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, DTP Muş İl Başkanı Maşallah Yamaç, Varto Belediye Başkanı Nurgül Özer'inde aralarında bulunduğu yüzlerce kişi katıldı.

Toplantıda ilk olarak söz alan DTP Muş İl Başkanı Maşallah Yamaç, Kürtler olarak 29 Mart Yerel Seçimleri'nde DTP'li belediyelerinin sayısını iki katına çıkararak dünya kamuoyuna seslerini ve güçlerini göstereceklerini söyledi.

Yerel seçimlerde AKP'ye Kürtlerin ders vermesi gerektiğini belirten Yamaç, Kürtlerden çalışma seferberliğini başlatmasını istedi

Yamaç'tan sonra söz alan Muş Milletvekili Sırrı Sakık, AKP'nin seçimler öncesinde açtığı TRT 6'yı eleştirerek, kanalın AKP'nin seçim oyunu olduğunu söyledi. Sakık, "Hiç kimse biz Kürtlere şunu verdik demesin. Siz kimsiniz, kime ne veriyorsunuz? Buna ne hakkınız var? Açık ve net söylüyoruz. Kürtler'de güzel bir söz vardır. Ayran isterken, kabınızı saklamayın. Biz ayran içerken kabımızı saklamıyoruz. Sayın Başbakan, Sayın Baykal, Sayın Bahçeli, Sayın Genelkurmay Başkanı sizler Türk halkı için ne istiyorsanız, biz de Kürt halkı için onu istiyoruz" diye konuştu.

TRT 6'da program sunun Kürt sanatçılara da seslenen Sakık, "Tatlı su balıkları, Kürtlerin sırtından rant sağlayamaz. Çıkıp TRT 6'i göklere çıkarıp övüyor. Bunlar kimin değirmenine su taşıyor tabiî ki AKP'nin. Kimse Kürt halkı üzerinde siyaset yapamaz" dedi. Yapılan konuşmaların ardından Muş Milletvekili Sırrı Sakık halkın sorunlarını dinledi.

<_script /><_script />

21/1/2009

Görünen zanlı öldü, peki kim hesap verecek?

  Eski JİTEM Diyarbakır Grup Komutanı ve Devlet Övünç Madalyası sahibi emekli Kurmay Albay Abdülkerim Kırca, Güvercinlik'teki askeri lojmanında dün ölü bulundu. Diyarbakır JİTEM Grup Komutanlığı'nda faili meçhul bir cinayete kurban giden Cem Ersever'in yerine gelen Kırca'nın ölümünü soruşturmak üzere olay yerine gelen polislerin lojmana girmesine izin verilmedi. Sekiz cinayeti kapsayan JİTEM davasının sanıkları arasında yer alan Kırca'nın ölümüyle ilgili soruşturmayı, sivil değil askeri savcı üstlendi. Güneydoğu'daki ölüm kuyularının da sorumlularından olduğu iddia edilen Kırca'nın, beylik silahıyla kafasına bir el ateş ederek intihar ettiği öne sürüldü.
Edinilen bilgiye göre, Diyarbakır'da binbaşı rütbesiyle görev yaptığı dönemde 'Kerim Binbaşı' olarak tanınan Abdülkerim Kırca, dün sabah Güvercinlik'teki askeri lojmanlardaki evinde ölü bulundu.

  Polis lojmana alınmadı (?)

  Kırca'nın ölümünü soruşturmak üzere olay yerine gelen polisler, 'askeri bölge' olduğu gerekçesiyle lojmanlara alınmadı. Emekli kurmay albay olmasına rağmen Kırca'nın ölümüyle ilgili soruşturmayı da sivil değil askeri bir savcının yürüttüğü öğrenildi.
Abdülkerim Kırca'nın kuşkulu ölümüyle ilgili herhangi bir açıklama yapılmazken Kırca'nın beylik tabancasıyla kafasına bir el ateş ederek intihar ettiği öne sürüldü. Bir çatışmada omuriliğinden vurulduğu için tekerlekli sandalyeye mahkum olan Kırca'nın, askeri lojmanda eşiyle birlikte yaşadığı biliniyor. Ancak intihar anında eşinin evde olup olmadığı bilinmiyor.

Değerli yorumlarınızı esirgemeyiniz..

Önemli: Bu sitede yayımlanan kürt, kürtler, kürt tarihi, kürt sorunu, kürt devletleri, kürt dili, kürt isyanları, kürtçe tv, trt 6 gibi bilgilerin hiç biri öznel değildir, tamamen sanal ansiklopedi ve köşe yazılarından alıntılarla oluşturulmuştur. Bilgilerin doğruluğundan sitemiz sorumlu olmamakla birlikte, yanlış gördüğünüz bilgileri çözüme en kolay yoldan bizlerle paylaşmanızı öneririz.
ensest hikayeler hikayeler hikaye
google hikaye sex video chat Odaları beyaz show leke kremi göz altı torbaları biojavu dizi izle mp3 indir sexsomnia vpills geciktirici penis büyütücü cinsel sohbet seks hikayeleri chat Asansör Karadeniz Haber ilahi dinle ilahiler film izle film izle sikiş izle sikiş izle porno izle sikiş izle porno siyah peynir sevişme sikiş Mankenler, Resimler Sex Hikayeler Divx Video lig tv izle justin tv bedava lig tv izle lig tv seks izle porno izle sikiş sikiş film izle Film izle
jagra jagra jagra jagra penis buyutuculer sex shop penis buyutuculer v-pills tatil azdirici kahve sirhunter sirhunter sirhunter saat kamera kalem kamera magna rx vpills penis buyutucu azdirici azdirici azdirici Komedi Videoari azdirici yatakarkadas.com cinselsex.net vpillsmarket.com penis buyutucu burclar posh kuafor ruya tabirleri yemek tarifleri hava durumlari azdirici ic giyimler mirc azdirici