21/1/2009

Kemalizm'in ruhu ırkçı?

Yüksel Taşkın: "Kemalizm ırkçılığı barındıran bir ideoloji. Kürt sorunu ya da dış meselelerde sıkışıldığında ırkçı yanı çıkıyor."
NEDEN? YÜKSEL TAŞKIN Türkiye, “sosyal demokrat” olduğunu söyleyen bir partinin içinden ırkçı milletvekillerinin çıkabildiği bir ülke durumunda hâlâ. Üstelik bu durum olağan karşılanıyor. Irkçılık yapan milletvekilleri kendi partisinden, tabanından tepki almıyor. Belki övgü bile alıyor. Diğer partiler bu tavrı eleştirmiyor. Cumhurbaşkanı soyunda Ermeni olmadığını kanıtlamaya uğraşıyor. Biz ırkçı bir toplum mu olduk? Yoksa zaten hep mi ırkçıydık? Niye böyle ırkçı bir ortak damar çıkıyor ortaya? Irkçılığın temelinde ne var? Eğitim mi, yaşam tarzı mı, gelenekler mi, dünyaya karşı duyulan korku mu? Bütün bunları Marmara Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde yardımcı doçent olarak görev yapan siyaset sosyologu Yüksel Taşkın'a sorduk. Ağırlıklı olarak “Türkiye'de Muhafazakârlık”, “Toplumsal hareketler ve entelektüeller”, “Cumhuriyet dönemi siyasi tarihi”, “Ortadoğu'da toplum ve siyaset” konuları üzerinde çalışan Yüksel Taşkın'ın İletişim Yayınları'ndan çıkan Anti-Komünizmden Küreselleşme Karşıtlığına, Milliyetçi Muhafazakâr Entelijensiya isimli kitabı bulunuyor. Çok sayıda makalesi yayınlanan Yüksel Taşkın, Toplum ve Bilim dergisi yayın kurulunda da görev yapıyor.  

* * *  

NEŞE DÜZEL: Bazen tek bir olay, toplumun derinlerindeki bir sorunu açığa çıkartabiliyor sanırım. Aydınların, “Ermenilerden özür diliyoruz” kampanyası da garip bir 'ırkçılığı' ortaya çıkarttı. Sosyal demokrat olduğunu söyleyen bir partinin milletvekili, Cumhurbaşkanı'nın atalarının Ermeni olduğunu iddia edip DNA testi bile istedi. Sosyal demokrat olduğu söylenen bir partide böyle ırkçı bir milletvekili nasıl olabiliyor?

YÜKSEL TAŞKIN: Kemalizm, iki vurguyu birden içinde taşır. Birincisi dışlayıcılıktır. İkincisi, “medeni dünyaya uyumlanmalıyız” diyerek yapılan uygarlıkçı vurgudur. Kemalizm baştan beri dışlayıcıdır. Kemalizm azınlıklarla ve farklı etnik kimliklerle birarada yaşama meselesini çözememiştir. Azınlıkların Türkiye'den gitmesiyle vatan ve millet olunabileceği vurgusuna sahiptir.

Kemalizm ırkçılığı içinde barındıran bir ideoloji mi?

Evet. Kemalizm'in dışlayıcı bir etnik milliyetçiliğe ve ırkçılığa kayabilme potansiyeli var. Özellikle uluslararası meseleler devreye girip de korku ve sıkışma yaşandığında ya da Kürt sorununda sıkıştığında Kemalizm'in ırkçı tarafı ortaya çıkıyor. Biz sol öğrenci hareketlerini hep ilerici eksende değerlendirmeye eğilimliyiz ama 1950'lerden beri öğrenci hareketlerinde yer yer ırkçılığa varan boyut zaten var. Kemalizm'in, dünyayla uyumlanmada iyimser olduğu zamanlar da var tabii.

O zaman ne yaşanıyor peki?

O zaman Kemalizm, sorunları demokrasiyle çözebileceğine inanıyor ve 1980 öncesindeki Ecevit döneminde olduğu gibi bir sosyal demokrasiye evrilebiliyor. Nitekim 1960-1980 arasında Kemalizm'in ırkçı yönü çok ortaya çıkmadı. Turan Feyzioğlu-Coşkun Kırca'nın etnik temele dayalı dışlayıcı 'sağ Kemalizm' çizgisi marjinalde kaldı. O dönemde, Ecevit'le temsil edilen 'sol Kemalizm hâkim oldu. Gerçi Ecevit çok sonra DSP'yle birlikte sağ Kemalist oldu ama...

Peki, bugün CHP'de hangi Kemalizm hakim?

Sola kaydığı gerekçesiyle CHP'den ayrılıp Güven Partisi'ni kuran Turan Feyzioğlu ile Coşkun Kırca'nın çizgisi muhafazakâr cumhuriyetçiliktir. Onlar o gün ne söylüyorsa, bugün Baykal da, Mümtaz Soysal da aşağı yukarı aynı şeyi söylüyor. Baykal bugün Feyzioğlu'ndan çok farklı değil. Çünkü Baykal sol Kemalizm'den sağ Kemalizme geçti. Ve CHP de sağ Kemalist bir parti oldu. Zaten bu yüzden kendine sosyal demokrat diyen bir partinin içinden böyle ırkçı bir milletvekili çıkabiliyor. Biliyor musunuz, 12 Eylül'den önce iki kesim darbe olacağının haberini önceden alıyor.

Kim bunlar?

Biri Coşkun Kırca ve Turan Feyzioğlu... Diğeri Aydınlar Ocağı. Bu iki kesim de askerlere hemen kendi anayasa taslaklarını yetiştiriyorlar. “Biz halktan korkuyoruz. Demokrasi neşeli bir oyun değilmiş. Demokrasi tehditler barındırıyor. Çünkü toplum işin içine giriyor” diye düşünen Kırca ve Feyzioğlu, askeri de yönetime katan, seçkinlerin denetiminde muhafazakâr aristokratik bir cumhuriyet öneriyorlar. Necip Fazıl Kısakürek, İbrahim Kafesoğlu gibi milliyetçi entelektüellerin oluşturduğu Aydınlar Ocağı ise bunların sağdaki türevi oldular ve onlar da benzer bir taslakla Türk-İslam sentezini savundular.

Türk-İslam sentezi hâlâ etkili mi?

Bu hareketin artık hiçbir etkisi yok. Milliyetçilerle İslamcıların kurduğu ittifak dağıldı. Şimdi aralarında çok ciddi gerilim var. Görüş farkı küreselleşmede çıkıyor. Milliyetçiler içe kapanmacıyken, İslamcılar küreselleşmeye daha yakınlar.

CHP'li milletvekiline dönersek... Partisinin de, parti tabanının da, bu partinin seçmenlerinin de çok ses çıkartmaması nasıl mümkün olabiliyor? Sosyal demokrat olduğunu söyleyen bir parti nasıl ırkçı olabilir?

Kendinize sosyal demokrat demeniz sizi sosyal demokrat yapmaz. CHP baştan itibaren modernleşmenin öne çıkardığı kesimlerin belirleyici olduğu bir hareketti ve sonuçta da bu parti eğitimli aydınların partisi haline geldi.

Eğitimli aydınlar milliyetçiliğe, ırkçılığa mı kaydılar?

Evet. Çünkü toplumda milliyetçilikle yeniden etkinlik kazanabileceklerini düşünüyorlar. Kürt sorunu, küreselleşme gibi tehditler, düşmanlar yaratarak toplumla temas kurmaya çalışıyorlar. Bu, Türklük ortak paydası üzerinden kitlelerle bağ kurma arayışıdır ve çok tehlikelidir. Kısa yoldan ucuz bir kazanç elde etmek istiyorlar ama mümkün değil. Çünkü Türkiye'de ancak babalar CHP'ye oy veriyor. CHP yaşlıların partisi. Çok yaşlı kesimlerden oy alıyor. Parti örgütünün yaş ortalaması da 55 civarında... CHP milliyetçilik söylemiyle genç kuşakları MHP'ye itebilir. MHP biraz daha kentlileşme yolunda atılım yaparsa, CHP'nin yerine MHP'nin ana muhalefet partisi olması işten bile değildir. Demografik gelişmeler zaten bunun mümkün olduğunu gösteriyor.

Ne gösteriyor?

Kentleşmeyle birlikte Türkiye'de yüzde 70'lik bir gövde oluştu. Toplumun bu dinamik kesimlerini AKP ve MHP paylaşıyor. Dünyaya daha dönük olanların temsilini AKP, dünyaya kapanmacı olanların temsilini de MHP yapıyor. AKP'nin bütün politikaların karşısına MHP çıkıyor. AKP ve MHP aynı tabanın hassasiyetlerine oynadıkları için de Erdoğan her seçim döneminde MHP'nin tabanına yükleniyor ve milliyetçilik kartını daha da tırmandırıyor. AKP'nin siyasal reformculuk yapıp yapmayacağı ancak yerel seçimlerden sonra belli olacak.

CHP'ye dönersek... Türkiye'nin “en çağdaş” ve en demokrat olması gereken kesiminde bile ırkçılık böylesine doğal bir yer tutuyorsa, bu gerçek, bütün ülke adına bize ne düşündürtmeli?

Bu gerçek bizi ürkütüyor ama şu da var... Aslında Türkiye'de pandoranın kutusu açıldı ve Cumhuriyet tarihi boyunca yok sayılan her şey sorgulanmaya başladı. Şu anda Türkiye inkârcılıkla yüzleşmecilik arasında bir mücadele yaşıyor. Kimlik sorunları, ekonomik ve politik sorunlarla da iç içe geçip işler daha da karmaşıklaşıyor. Mesela en fakir seçmen DTP'ninkiyken, en varlık seçmen CHP'ninki oluyor.

Bundan nasıl bir sonuç çıkarmalıyım?

Türkiye'de kimliğe dayalı dışlanmayla iktisadi ve politik dışlanma artık çok iç içe geçmeye başladı. Sadece devletin değil, hükümetlerin politikaları da bu dışlanmayı besliyor. Öyle ki... Türkiye'nin son 20-30 yıllık siyasal yapısı Sünni-Hanefi-Türk erkek unsurunu bu toplumda daha da yukarılara çıkarttı. Bugün toplumda en altta Kürt kadınları var. AKP hükümetinin istihdam politikaları incelendiğinde, toplumda genelde Sünni-Hanefi-Türk unsurun, özelde de Doğu Karadenizlilerin önünün açıldığı görülüyor. Bürokraside, devlette daha çok bunlara iş veriliyor. Ben de Doğu Karadenizliyim ama bunu söylemek lazım. Eğer insanlar “ben Kürdüm, Aleviyim ama entegre olmak istiyorum” diyorsa...

Evet...

Bunun ortamını yaratmak siyasetin görevidir. Erdoğan bugün milliyetçiliği savunarak dışlanmış kesimleri korkutuyor. Ben Alevi gençliğiyle yeni bir odak çalışması yaptım.

Ne çıktı?

İş piyasasından müthiş dışlandıkları görüldü. Hepsi de “Ben Alevi olduğum için AKP hükümetleri beni dışlıyor” diyor. Ciddi bir iddia bu. Eşit vatandaşlık söylemine rağmen, Sünni Hanefilerin daha da yukarıya tırmandığı, Kürtlerin ve Alevilerin dışlandığı bir hayat kuruluyor Türkiye'de.

Bir örnek verebilir misiniz?

Sendikal hayattan örnek vereyim. Son altı yılda en çok büyüyen sendikalar Memur-Sen ve Hak-İş oldu. Memur-Sen 42 bin üyeden 310 bin üyeye çıkmış. Yüzde 650 büyümüş. Hak-İş de 300 binlerden 400 binlere çıkmış. Bu sendikalara Sünni-Hanefi-Türk kimliğine sahip olanlar girerken, DİSK ve KESK gibi sendikalara da daha çok Aleviler ve Kürtler giriyor. Aslında Türkiye'de toplum vatandaşlık ortak paydası etrafında kaynaşmıyor. Aksine etnik ve dinsel kimlikler üzerinden hiyerarşikleşiyor ve bölünüyor. Yandaşsanız güçlendiriliyorsunuz, değilseniz dışlanıyorsunuz. Herkesin kendi adasına çekildiği, kendi cemaatine sığındığı toplumsal bir çözülme yaşanıyor. Milliyetçilik nedir biliyor musunuz?

Sizin tanımınızla milliyetçilik nedir?

Milliyetçilik hiçbir şey yapmamanın dilidir. Türk siyasetinde milliyetçilik kartına oynamak, 'kangren olmuş sorunlara dokunmayacağım' demektir. Bugün Meclis'e üç tarz muhafazakârlık hâkim. Milliyetçi muhafazakârlığı MHP, muhafazakâr İslamcılığı AKP, muhafazakâr cumhuriyetçiliği CHP temsil ediyor. Üçü de muhafazakâr, üçü de milliyetçiliğe oynuyor. Üçü de hiçbir projeleri olmadan toplumdan onay görmek istiyor. Üçü de ilk önce kadınların dışlanması konusunda ittifak yapıyor. Aslında milliyetçi dile sarılan kadınlar farkında değiller kendi cellatlarına gülümsüyorlar. Çünkü milliyetçilik ve militarizm en çok kadından fedakârlık bekler ve bir kenarda beklemesini ister. Zaten iyi milliyetçilik, kötü milliyetçilik yoktur.

Bütün milliyetçilikler kötü müdür?

Evet, bütün milliyetçilikler kötüdür. Milliyetçilik farklılık iddiasına dayanan olumsuz bir ideolojidir. Milliyetçiliğe dayanan bir sistemde herkesin eşdeğer olduğu 'vatandaşlık' biter, 'yandaşlık' başlar. Milliyetçi ideolojide, ideal vatan evladının kim olduğu tespit edilir. Mesela Türkiye'de devlet ve hükümetler vatandaşlığı Müslümanlık etrafında tanımlıyorlar. Burada Sünni-Hanefi-Türk ve erkekseniz, hiyerarşinin en tepesine doğru yükselmeniz hızlanıyor ve yıldızlanıyorsunuz. Bu süreç son yıllarda iyice derinleşti. AKP bu süreci daha da ileriye götürdü. Ayrıca milliyetçilik, milletle coğrafyanın çakışması gerektiğine dair bir inançtır. Milliyetçilik, 'Benim milletim kendine ait coğrafyada yaşamalı' inancı etrafında şekillenir.

Bu inanç nasıl bir sonuç yaratıyor?

O zaman farklı milletler aynı coğrafya üzerinde hak iddia edebiliyor. Sonuçta bazı yerlerde milliyetçilik çok sert yaşanabiliyor. Osmanlı gibi imparatorlukların dağılmasında bu toprak benim, burası benim vatanım iddiaları çok fazla yaşandı. Bir milletin bu iddiasının gerçekleşmesi, başkalarının en basitinden kovulması ve en sertiyle de öldürülmesine kadar gidebilen sonuçlar getirdi. Coğrafyanın getirdiği bu tür olumsuz yükler zaman içinde yeniden deşilebiliyor ve ortaya saçılan korkularla bu milliyetçilik, ırkçılığa doğru savrulabiliyor. Biz bunları yaşıyoruz işte.

Cumhurbaşkanı'nın CHP milletvekilinin iddiasına cevabı da çok ilginçti. Ermeni sözcüğünü cumhurbaşkanının bir tür 'hakaret' gibi algıladığını gördük. Canla başla soyunda Ermeni asıllı kimse olmadığını kanıtlamaya uğraştı. Cumhurbaşkanı, bizim toplumun Ermenilerden hoşlanmadığını düşündüğü için mi böyle tepki verdi?

Evet. Bu toplumda Ermeniliğin yer yer küfürle özdeşleştirildiği gibi bir algılama var. Bu algı milli eğitim ideolojisinden besleniyor. Milli eğitim ideolojisi de okul kitaplarla sınırlı değil artık. Televizyonlarla bu ideoloji popülerleşti. Bir ara Yusuf Halaçoğlu, “Kimlerin Kürt, Alevi, Ermeni kökenli olduğunu biliyoruz” diyerek secere defterleriyle geziyordu. Bu bir tehdittir. Biliyoruz ve bir gün açıklayabiliriz demektir bu. Kendinizi savunarak bu tür tehditlere de prim vermiş oluyorsunuz. Ayrıca...

Evet... Ayrıca ne var?

AKP medeniyetler ittifakı diyerek dünyada koşuştururken ve medeniyeti dinle tanımlarken kendi ülkesinde o ittifakı yapamıyor. Vahim bir şey bu. Üstelik Dışişleri'nin rakamlarına göre 45 bin Ermeni, 3 bin 500 Rum, 25 bin Yahudi, 15 bin Süryani kalmış bu ülkede.

Niye bizim toplumumuzda ırk meselesi bu kadar önemli?

Çünkü bu ülkenin nasıl kurulduğunu hatırlamak istemeyen çok sayıda insan var bu ülkede. Muhacirlerin geliş tarzını, yaşadıklarını, Türkiye'deki zenginlerin gidenlerin mallarına mülklerine el koymalarını, Doğu Karadeniz ve Karadeniz genelinde yapılan kırımları, Kürt sorununda yaşananları, geçmişteki bütün bu şiddeti insanlar çok hatırlamak istemiyorlar. Hatırlamak yüzleşmeyi getireceğinden, bu hatıralar deşildiğinde de sert milliyetçi tepkiler veriyorlar.

Nasıl kuruldu bu ülke?

Çok basit. Müslüman unsurun yakalayabildiği son toprak parçasına yapışarak kuruldu. Mesela Balkanlar'dan Kafkaslar'dan gelenlerin tanımı önce Müslümandı. Ama sonra devlet herkesin Türk olduğuna dair bir vurgu yaptı. Türklüğü öne çıkardı. Bu insanlar Türklük kimliğine fazlasıyla sahip çıkarak var oldular. Kimin Türk olduğu kimin olmadığı konusunda kraldan çok daha kralcı tepki verdiler.

YARIN: Bütün siyasi partiler niye ırkçılıkta birbirine benziyor? İslamcıların bakışı farklı mı? Irkçılık toplumsal bir hastalık mı? Bu hastalık nasıl iyileşir?

Neşe Düzel / Taraf

21/1/2009

Röportaj: Altan Tan

Kürtler AKP'ye sadece kredi açtı. DTP'liler vekili oldukları kitleye benzemiyorlar.
Altan Tan, Milli Görüş'ün asıl oy deposunun Güneydoğu olduğunu söylüyor ve "AKP zaten mevcut bir zeminden oy almıştır" diyor. Tan'a göre halk AKP ile DTP arasındaki kesin kararını 1.5 yıl sonra verecek Ahmet Tan, DTP'li milletvekilleriyle ilgili de bir tespit yapıyor: Aslında DTP'nin tabanı AKP gibi, kadroları CHP gibi. DTP'liler vekili oldukları kitleye benzemiyorlar

 
SORU-CEVAP - Devrim Sevimay
FOTOĞRAFLAR: MUSTAFA İSTEMİ

 

Erdoğan'la 16 yıldır küsler...


3N1K


KİM: Hangi bilene sorsak parmaklar onu gösterdi... Herkes "Bu analizi en iyi o yapar" dedi. Altan Tan... Tan özetle İslamcı bir Kürt. 1958'de Batman'da doğdu. Dedesi 1953'te Bebek'e göç etti. Aslen Midyatlı. Annesi Türk. Babası Bedii Tan. (Bkz. Hasan Cemal'in "Kürtler" kitabının özellikle 32. sayfası) Diyarbakır Maarif Koleji'nde okudu.
13 yaşındayken Cemil Çiçek, Ali Müfit Gürtuna, Ahmet Taşgetiren, Hüseyin Gülerce, Ömer Vehbi Hatipoğlu, Melih Gökçek'in de içinde bulunduğu Mücadele Birliği'ne katıldı. Ancak 12 Mart'tan sonra üst yönetimin derin devletle bağlantısı ortaya çıkınca Birlik dağıldı. Tan, bağımsız İslami gruplara yöneldi ve Güneydoğulu arkadaşlarıyla Girişim dergisini çıkardı. 1981'de Ankara Devlet Mimarlık Mühendislik'ten mezun oldu. Gökçek'in ANAP'tan Keçiören Belediye Başkanı seçildiği 1984-85 yılları arasında yardımcılığını yaptı. Ancak yedi buçuk ay sonra "tasfiye" edildi. 1987'de RP'ye girdi. Partinin Güneydoğu müfettişi oldu. 1991 seçiminde RP'nin MHP'yle ittifak kurması üzerine istifa etti. İttifakı savunan Erdoğan Abi'siyle o günden sonra bir daha hiç konuşmadılar.
Ali Bulaç, Yalçın Akdoğan, Mehmet Metiner'le birlikte Sözleşme ve Yeni Zemin dergilerini çıkardı. Aydın Menderes hareketinde Genel Başkan Yardımcısı oldu. 2000-2002 yılları arasında ise HADEP'te PM üyeliği yaptı. Halen müteahhitlikle uğraşan Tan, evli ve altı çocuk babası. Kürtçe, İngilizce, Arapça biliyor.

NEDEN: Doğu ve Güneydoğu seçmeninin son siyasi tercihinden konuşacaksak orada pankartı lütfen büyük açalım: Hepimiz uzaylıyız! Bölge insanının 22 Temmuz'da DTP yerine niçin AKP'yi seçtiğini hiç de iyi bilmiyoruz. Oysa geleceğimizin anahtarlarından biri bu kapının üzerinde.
NE ZAMAN: 27 Temmuz, Cuma günü.
NEREDE: Davetimiz üzerine Diyarbakır'dan atlayıp gelen Tan'la Ankara büromuzda konuştuk.

DTP'nin oyu neden yüzde 20 azaldı?

1-SINIFSAL NEDENLER:

DTP ne yoksul Kürtlere, ne Kürt gençlerine, ne de Kürtlerin orta ve üst sınıflarına ekonomik bir vaatte bulunabiliyor. Zenginlikten daha fazla pay almak ve bir gelecek kurmak isteyenlere yönelik projesi yok. Oysa Kürtler eski Kürt değil. Hızla entegre oluyorlar ve artık sadece Kürtlük üzerinden oy vermiyorlar.


2-SİYASAL NEDENLER:

DTP sürekli barış, kardeşlik ve çözüm demiştir, ama bunlar ne demektir bunu bir türlü anlatamamıştır. Etrafı kalın çizgilerle çizilmiş bir siyasi projeleri yok. Laiklik konusuna hiç girmedikleri gibi siyasi olarak ne önerdikleri de henüz tam belli değil.


3-DİNİ VE İDEOLOJİK NEDENLER:

Nakşibendi gelenek: Kürt hareketinin sahneye çıkışı en belirgin şekilde Botan Miri Bedirhan Bey zamanındadır (1820). Ondan sonraki bütün bu hareketlerin ana ekseni Nakşibendi ve Şafiliktir.
Solcu çizgi: 1960'lardan sonra Devrimci Doğu Kültür Ocakları'yla birlikte solcu Kürt hareketi ön plana çıkmıştır. Ama dini damar hep devam etmiştir.
Tahterevalli: Devlet burada tahterevalli sistemini kullanmıştır. Kim fazla havaya kalkarsa onu aşağı indirmek için bir ağırlık karşıya koyar. Bu bazen İslamcı Kürtler olur, bazen solcu Kürtler, bazen Türkler, hiç fark etmez.
Stalincilerden kapak olmadı: Şimdi bugün bölgedeki siyasi yapıyı bir düdüklü tencere gibi düşünmek gerekiyor. Tencerenin kapağı Marksist ve Alevi çizgidedir. Bugün PKK'nın yönetici kadrosunun önemli bir kısmı Pazarcık, Elbistan ve Tunceli kökenlidir. Çoğu Stalinist bir anlayıştan geliyor. Tencerenin kendisi ise Sünni, Şafi ve Nakşibendi'dir. Dolayısıyla bugün tencereyle kapak arasında bir uyum sorunu vardır.
Düdüklü tencere artık ötüyor: ("Peki 25 yıldır bu tencere bu kapağı nasıl taşıyor?" sorusu üzerine devam ediyor.) Çünkü ateş tencerenin altındadır. Tencere yanıyor. Bütün köy boşaltmalar, bütün işkenceler, bütün ölümler bizim başımızdaydı. Yani tencere ateşin üzerinde, kapak da tencerenin üzerindeydi. Ama artık düdüklü tencere ötüyor. Ses çıkarıyor. Artık bu kapağı başımdan alın diyor.
Biri bile ful oruç tutmuyor: 22 bağımsız DTP'li içinde namaz kılan, Ramazan orucunu ful tutan bir tek kişi yok. Bunu hakaret anlamında söylemiyorum, bu bir tespittir. Çünkü bu insanların temsil ettikleri seçmenin yüzde 70'i oruç tutuyor, yüzde 65'i de beş vakit namaz kılıyor. Orhan Doğan'ın mitingine katılan kadınların yarısı çarşaflıydı. Aslında DTP'nin tabanı AKP gibi, kadroları CHP gibi. DTP'liler vekili oldukları kitleye benzemiyor.


4- BARIŞ İSTEĞİ:

Bu seçim aynı zamanda bir barış referandumuydu. Bölge halkı bu referandumda "Ben Türkiye'nin bütünlüğü için de çözüm arıyorum" demiştir ve doğru cevabı vermiştir.


 5- TEKNİK HATALAR:

A) Örgüt gibi yönettiler: Hakkariliyi Iğdır'dan, Mardinliyi Siirt'ten, Diyarbakırlıyı Mardin'den, Niğdeli ve iki Tunceliliyi Diyarbakır'dan, Bingöllüyü Şırnak'tan aday yaptılar. Partiyi örgüt gibi yönettiler.
B) Limiti zorladılar: Mesela bir tane çıkarabileceği Ağrı'da iki aday, iki tane çıkarabileceği Hakkari'de üç aday göstermesi büyük hataydı. Limitleri zorlayınca hiç giremedi.

-> AKP bölgedeki oylarını nasıl üçe katladı?
1-Müthiş bir başarı değil: RP 1984 yerel seçiminde Konya'da varlık gösteremezken Van, Batman ve Urfa belediye başkanlıklarını kazanmıştır. 1987 genel seçimlerinde RP'nin Türkiye ortalaması 7.15'tir. Erbakan Konya'da yüzde 20 il barajını alamamıştır. Ancak Diyarbakır, Bingöl, Batman, Urfa ve Siirt'te oy ortalaması yüzde 25'tir. Yani Milli Görüş'ün asıl oy deposu Güneydoğu'dur. O yüzden AKP zaten mevcut bir zeminden oy almıştır.
2-Zemini PKK'ya bıraktı: RP, 1991'de MHP'yle ittifak yaptı. İttifakı savunanların başında da Tayyip Erdoğan geliyordu. O ittifak yapıldığı anda bölge seçmeni partiye küstü. Önemli bir kısmı HADEP'e gitti. Bu küslük 1991-2007 arasında sürdü.
3-Üç eksi puanı: AKP bölgeyle ilgili siyasi bir proje ortaya koyamadı. Ekonomik yönden bölgeye olağanüstü bir yatırım yapmadı. Bölgeye uygun adaylar koymadı.
4-Üç artı puanı: Birincisi, Başbakan'ın Diyarbakır'da 12 Ağustos 2005'te yaptığı konuşma halkı çok etkiledi. İkincisi, halkın gözünde karısı başörtüsü yüzünden AİHM'ye başvurmuş, babası sakallı bir tornacı olan Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanı seçtirmediler. Halk, "Babası babam gibi, karısı karım gibi, anası anam gibi, bacısı bacım gibi olan bir adamı seçtirmediler" diyor. Üçüncüsü de, Erdoğan asker karşısında en azından Demirel gibi şapkasını alıp gitmedi, Erbakan gibi Şubat'ın zemheri soğuğunda pancarvari kızarıp, bir bardak ter dökmedi. Bu da yıllarca jandarma dipçiğinde bizar olan halkın çok hoşuna gitti.
5- Dehşet fısıltısı: Seçim döneminde PKK'nın askerle çatışmaya girmesi çok fazla spekülasyona neden oldu. Mahir Kaynak da çıktı dedi ki, "Seçimlerden sonra terör duracak." Çok enteresan Allaha şükür bir haftadır gerçekten terör durdu. Halk bunu "şahinlerin işbirliği" olarak algıladı ve AKP de bunu böyle anlattı. Kahvelerde konuşuldu bu. Fısıldayarak anlattı, ama anlattı.
6- Yeşil kart mucizesi: AKP'nin bölgede belediyesi olmadığı için belediyelerin halka direkt bir yardımı söz konusu değil. Ama Fakir Fukara Fonu ve Yeşil Kart uygulaması çok etkili oldu.
7- Dolar niçin önce artmadı: Ekonomik yönden global sermaye AKP'ye tam destek verdi. Hiçbir şey yokken borsayı 55 binlere kadar çıkardı. Türkiye'de petrol mü bulundu, altın madeni mi bulundu? Peki dolar niçin seçimden önce değil de seçimler bittikten sonra artmaya başladı? Demek ki doları çıkarttırmayan da bir güç vardı. Bu çok açık. Eğer dolar biraz oynasaydı Bingöl'deki vatandaş da iki kere daha düşünürdü.
8- Barzani faktörü: Bölgedeki kimse Barzani'den bir talimat almaz. Bu konu Batı'da çok abartılıyor. Ancak Barzani'ye büyük sempati duyar. Seçimden evvel asker Irak'a girmek istedi. AKP buna karşı koydu. Bu çok etkili oldu. Bölge halkı savaş istemiyor ve savaş istemeyenler de AKP'yi destekliyor.
9- Gülen faktörü: Şu anda tüm Türkiye'de olduğu gibi bölgedeki en güçlü cemaat Gülen cemaati. Ve bu cemaat 22 Temmuz'da bütün güçleriyle ve daha önce hiç olmadığı kadar AKP'yi destekledi.

 

 -> Kürtler 22 Temmuz'da kime, ne dedi?

DTP'ye: Seni silmedim, ama ciddi tıraşladım. Kendine çeki düzen ver. Ortaya bir siyasi proje koy. Benim ekonomik sorunlarımı fark et. Kan dökülmesini engelle. Ankara'ya git. Neyse benim derdim onları Ankara'da ve Türkiye sınırları içinde çöz.
AKP'ye: Geçmişte de sana destek veriyordum. Ama umduğumu bulamadım. Bir süre aramızda bir kopukluk oldu. Ben şimdi tekrar gönlümü sana açıyorum. Bugüne kadar bana iyilik yapmadın. Ama kötülük de yapmadın. Üstelik iyilik yapma ihtimalin de var. Beni entegre et, ama sakın asimile etme."


-> Kürtler 2009'da ne diyecek?

"Bu aynen bir sınıf ödevi gibi. Ödev teslim tarihi de bir buçuk yıl sonraki yerel seçimler. Ödevini iyi yapan sınıf geçecek. Bölge için kim çözüm üretirse, bölge insanına kim daha ses verirse Kürtler o partiye oy verecek. Eğer AKP de DTP de bu talepleri karşılayamazsa o zaman kitle başka bir mecraya akacak. Bu daha radikal bir mecra da olabilir, daha lümpen bir mecra da olabilir, daha liberal bir Türkiye partisi de olabilir. 2009'da göreceğiz."


 Erdoğan henüz Özal kadar net değil

Erdoğan Kürtlerin beklediği Türk lider mi oldu?
O biraz abartı olur. Çünkü daha çok fazla bir şey yapmadı. Ama Kürtler Erdoğan'a ciddi bir kredi açtı. Aslında Özal'a daha çok açmışlardı. Çünkü Özal fikirlerini fiiliyata dökmüştü. Erdoğan henüz bu aşamaya gelmedi. Çünkü hem kafası henüz net değil, hem politik olarak dengeleri de korumak istiyor, hem de her Türk İslamcısı kadar onun da yapı taşları arasında milliyetçilik vardır.


 Kürt-İslam sentezi olmaz

Altan Tan, Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu'ndan PKK'nın kasası Rıza Altun'a, Erbakan'dan Erdoğan'a kadar geniş bir yelpazeyi çok iyi tanıyor. "Kürt-İslam sentezi"nin mümkün olmadığını söyleyen Tan, "Kürt Müslümanlar Ne Türk Müslümanları ne Arap Müslümanları
dışlamaz, bu ümmetçiliğe aykırı olur" diyor.


 Güneydoğu'nun en büyük ağası 'İnternet Ağ' oldu

"Bu seçimlerin en önemli sonuçlarından biri de bölgedeki aşiret, ağalık, feodalite bitmiştir. Safter Gaydalı Bitlis'ten, Mehmet Tatar Şırnak'tan, Sedat Bucak Urfa'dan, İskender Ertuş Van'dan oy alamamıştır. Hiçbir aile hiçbir partiye binden fazla oy getirememiştir. Bölge artık sınıfsal ve siyasal olarak oturdu. Çünkü bölgede ciddi bir yeni orta sınıf oluşuyor. Medyanın bunda rolü büyük. Her köyde internet ve çanak antenler var. O yüzden bu seçimin bölgedeki en büyük ağası kesinlikle 'internet ağ' olmuştur."

 


 AKP yerine oturmazsa sonu Anavatan gibi olur

PKK oylarını bölgede etkisizleştirdiğine göre AKP'yi ne kadar övsek az mıdır?
Tamam, AKP PKK tabanından oy aldı, ama MHP tabanından da oy aldı. Çankırı'da, Yozgat'ta, Elazığ'da vs.

-> Zaten bunun adına da "merkez" diyorlar?
Tam değil. Dünyadaki merkezin anlamı, merkezden pay alamayan zümreleri hem ideolojik hem sınıfsal anlamda tatmin ederek uzlaşma sağlamaktır. Bizdeki merkezin anlamı ise uzlaşmak değil, kandırmak üzerine kurulu. Biraz sarhoş, biraz bikinili, biraz Müslüman, biraz Kürt, biraz milliyetçi... Bunları uzlaştırmak ayrı bir şeydir, bunlardan biraz biraz olmak ve bunları kandırmak ayrı bir şeydir.

-> AKP nasıl bir merkez?
AKP de biraz sosyal demokrat, biraz Müslüman demokrat, çokça da liberal demokrat. Ama bu mutlaka bir yere oturacak. Ya milliyetçi olacak, ya ümmetçi ya liberal ya da sosyal demokrat... Eğer oturmazsa AKP'nin sonu bugünkü Anavatan olur ve kimse bu çöküşü engelleyemez.

20/1/2009

Osman Baydemir: Asıl pislik Erdoğan'ın siyaseti

CELİL DEMİRALP - ANF / ROTTERDAM

Hollanda'nın Rotterdam kentinde Dilek adlı halk operasını izlemeye gelen Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ANF'nin sorularını yanıtladı. Baydemir, Erdoğan'ın DTP'nin hizmet etmediği yönündeki eleştirilerine sert cevap verdi. Baydemir sekiz yıllık çalışmalarının seksen yıllık Cumhuriyet tarihinin tüm hizmetlerini katlar nitelikte olduğunu belirterek, Diyarbakır'ın Türkiye'nin en temiz kentlerinden biri olduğunu ifade etti. Baydemir Diyarbakır'ın kale olmaya devam edeceği mesajını verdi.

"DİYARBAKIR'A CUMHURİYET TARİHİNDE EN BÜYÜK HİZMETİ YAPTIK"

-Yerel seçimler yaklaşıyor ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, artık her konuşmasında DTP belediyelerini hedef alıyor. Büyükşehir Başkanlığı'nı yaptığınız bu son dört yılda Diyarbakır'da neler değişti, daha önce olmayan yenilikler nelerdir?


--Beş yıllık zaman diliminde, yaşamın her alanında A'dan Z'ye kadar ciddi müdahaleler gerçekleştirdik ve ciddi sonuçlar elde ettik. Sadece bir iki vurgu yapmam gerekirse; Cumhuriyet tarihi boyunca kentimiz Diyarbakır ve Diyarbakır insanına, yapılmayan hizmetin tümünü sekiz yıllık, dokuz yıllık zaman diliminde yerel yönetimimizde gerçekleştirme şansını ve şüphesiz onurunu yaşadık.

Rahatlıkla diyebilirim ki, sekiz yıllık çalışmalarımız seksen yıllık Cumhuriyet tarihinin tüm hizmetlerini katlar niteliktedir. Kent merkezine su sorunumuz yoktur. Gelecek 30 yılın tüm alanlarına da hitap edebilecek, ihtiyaca cevap olabilecek su rezervine de biz sahibiz. Sadece şehir merkeziyle de sınırlı kalmadık, bize bağlanan 97 yerleşim biriminin yüzde 50'sinin suyunu da götürdük. Evlere bağlantısını gerçekleştirdik. Şu anda 97 kilometrelik halka içerisinde bize bağlı köylerde bir elin parmak sayısı kadar köyümüzde su sorunu var. Bunları da birkaç aylık zaman dilimi içerisinde rahatlıkla ortadan kaldırabiliriz.

Dolayısıyla ben kendimin gençliğinde, üniversite yıllarımda, avukatlık mesleğinde geçirdiğim tüm zaman dilimi içerisinde tanık olduğum bir gerçek vardı. Annelerimiz, genç kadınlar, hatta bizler, çeşitli merkezlerden suyu tulumlarla, bidonlarla merkezden taşırdık. Bu artık tarihe karışmıştır. Ankara, İstanbul gibi metropol kentler su sorunu yaşarken, Diyarbakır'da böylesi bir problem yaşamıyoruz. Aynı zamanda Siirt, Van, Bingöl gibi bölge kentleri de bu sorunu yaşarken biz yaşamıyoruz. Bu emek, çaba ve vizyon meselesidir. Bu vizyonel bakışın ortaya çıkardığı sonuçlardır. Biz diğer belediyeler gibi popülist yaklaşımlar ortaya koymadık. Yerel yönetim anlayışımızın temelinde altyapı bulunmaktadır. Altyapı bitirilmeden, üst yapıya yapacağınız her müdahale geçici rötuş veya makyaj çalışmalarıdır. Bizi AKP belediyeciliğinden ayıran en  önemli husus da alt yapıya verdiğimiz önemdir.

Bununla birlikte, kanal hizmeti, yine Diyarbakır'ın kent merkezi, gecekondu bölgeleri de dahil, ki AKP belediyeleri gecekondu bölgelerine hizmet götürmemektedir. Yoksul yurttaşlarımızın, göç mağduru olan yurttaşlarımızın yaşamış olduğu mahallelerimiz başta olmak üzere kent sınırları içerisinde, yani sorumluluk sahamız içerisinde tek bir kanalizasyon sorunumuz bulunmamaktadır.  Yüzde 100'ünü çözdük. Şüphesiz kent büyüyor, gelişiyor. Kent büyüdükçe, geliştikçe alt yapı hizmetleri de sürdürülür olması lazım. Şu anda kentin böyle bir problem alanı yoktur.

"SITMA SAYISI SIFIRA İNDİ"

-Bu çalışmalarda somut olarak ne gibi sonuçlar elde ettiniz?

--Her şeyden önce biz yerel yönetimler olarak, temel hedefimiz, insanlarımızın sağlıklı bir çevrede yaşamalarını sağlamaktır. İnsanlarımızın hasta olmayacağı, sağlığını yitirmeyeceği bir sosyal zemini, bir kent zemini ve yaşamını oluşturmak ve olgunlaştırmaktır. Kent merkezimizde, kanal hizmetimiz, su hizmetimiz, sağlık politikamız, insanların hasta olmayacağı bir ortamı yaratmaktır. Öncelikle hastalığın üreyeceği zemini ortadan kaldırmaktır.

2004 yılında Türkiye genelinde 8400 sıtma vakası yaşanmıştı. Bunun 4200'ü kentimiz Diyarbakır'daydı.  Çevre Koruma Daire Başkanlığımızın faaliyetleri, DİSKİ Genel Müdürlüğümüzün kanal ve su faaliyetleri, Sağlık Daire Başkanlığımızın bilinçlendirme, eğitim ve aynı zamanda ilaçlandırma faaliyetleri sonucu 2007 ve 2008 yılında, Diyarbakır'da sorumluluk sahamızda yaşanan sıtma sayısı sıfırdır. Yaşanan tifo sayısı sıfırdır, yaşanan şark çıbanı sayısı sıfırdır. Brusella sıfırdır.

Şüphesiz ki biz bu hastalıkları tarihe karıştırmakla yetinmeyeceğiz. Bu hastalıkları ve daha büyüklerini üreten siyasi yaklaşımları da üretmiş olduğumuz hizmet ve halka verdiğimiz güvenle onları da inşallah tarihe gömeceğiz.

"SOSYAL BELEDİYECİLİK POLİTİKASI YÜRÜTÜYORUZ"

Tamda bu noktada bunlarla da yetinmedik. Sağlık merkezini oluşturduk. Hekimleri büyükşehir belediyesi kadrosu, çalışanları büyükşehir belediyesi kadrosu, tamamen büyükşehir belediyemizin ekonomik desteğiyle finanse edilen bir merkezdir. Bu merkezimizde, memografiden tutun yani anne çocuk sağlığını ilgilendiren bütün üniteler, polikliniklerden oluşmaktadır. Aynı zamanda her düzeyde kan tahlilleri, birinci basamak dediğimiz filimler çekilmekte. Başvuran herhangi bir yurttaşımızın tahliller sonucunda hastalık teşhisleri konulabilecek bir donanıma sahip olan bir merkezdir. Bu merkezimize başvurmak için herhangi bir şartımız bulunmamaktadır. Yeşil, sarı kart, kırmızı kart, hiçbir kart talep etmiyoruz. Yeter ki yurttaşımız başvuruda bulunsun. Eğer ailemiz çok mağdur ise, ilaç alacak durumu yok ise, ilacını da kendimiz temin ediyoruz. Tamamen sosyal bir devlet, sosyal belediyecilik politikası yürütüyoruz.

"KİMSESİZLERİN KİMSESİDİR SAĞLIK MERKEZİMİZ"

Dikkatli olursak aslında Diyarbakır'da Yeşil Kart sahibi olmak demek başlı başına bir handikaptır. İşsizliğin aslında ifadesidir. Ama aynı zamanda Yeşil Kart sahibi olmak için bir güvenlik kontrolünden, adeta GBT'den geçmek gerekiyor. Yeşil Kart sahibi olamayan yüzde 30'luk bir nüfusumuz var. Tam da noktada kimsesizlerin kimsesi, çaresizlerin çaresidir sağlık merkezimiz.
 
"KÖYLERE KADAR SAĞLIK TARAMALARI YAPIYORUZ"

Burada eğitimin de rolü çok önemli. Sağlık Daire Başkanlığımız, Kültür Dairemiz ve ilgili olabilecek tüm birimlerimizle birlikte bir ekip oluşturduk. Bu ekibimiz hem kent merkezindeki ekonomik olarak dezavantajlı mahallelerimiz ve yerleşim birimlerimizde, ve aynı zamanda sıkı durun, köylerde sağlık taramaları faaliyetlerini yürütüyoruz. Her yıl bunu yapıyoruz. Sadece ve sadece 2007 yılı içerisinde Suriçi'ni pilot bölge olarak belirledik. 5 bin evi taramadan geçirdik. Daha önce böyle bir hizmet olmamıştır ve biz bu kendimize bir görev olarak görüyoruz. Bu halka ne kadar hizmet edersek, yine yeterli olmadığı inancını taşıyoruz.

"BU HALKIN BELEDİYESİDİR"

Bizatihi ben kendim bir iki etkinliğe katılmıştım. Birimlerimizle bir köye misafir oluyoruz. 70 yaşındaki bir dedenin bana söylediği: “Ben köyümde, yaşamımda ilk kez bir belediye başkanı görüyorum. Ben yaşamımda ilk defa bir belediye başkanının elini sıkıyorum ve yaşamımda ilk defa bir belediye başkanı benimle konuşuyor, benim dilimle Kürtçe konuşuyor.”

Benzer durum kadınlar için de geçerli: “Yaşamında ilk defa doktor gördüm bu köyde, ilk defa tiyatrocu gördüm, sinema gördüm ama ilk defa dilimle gördüm. Bana sağlığımı soran bir doktor, bir hemşire gördüm”. İşte bizi AKP ve AKP belediyeciliğinden, tüm siyasi organizasyonların yerel yönetimlerinden ayıran en önemli özelliklerden birisi de budur. Bu halkın belediyesidir.

"BU ÜLKENİN EN TEMİZ BELEDİYESİYİZ"

-Hükümetin belediye çalışmalarına ciddi yardımları oluyor mu? Bütçeniz projeleriniz için yeterli  mi?

--Açıkça ifade etmek gerekirse, yıllık gerçekleşen bütçemizle ortaya çıkardığımız hizmeti zaman zaman mukayese ettiğimiz de bizim dahi şaşırdığımız anlar oluyor. Bu kadar kısıtlı bütçeyle bu kadar hizmet nasıl oluyor. Kürtçede bir deyim var,  Türkçesini bilmiyorum: “Yek sere ki çotran milyoneki insan”. Peki bu nasıl yetecek: “Em e vi seri ya çortana xwe biki nava mehir, bila xwede teala ji bereketa xwe teke nav, em e li hemu insane xwe parve bikin.”

Dürüst ve şeffaf bir yerel yönetim anlayışını ortaya koyduğumuzda, yani bütün kamu kaynaklarını doğru bir politika, doğru bir perspektifle ama sadece ve sadece halk lehine kullandığımızda ortaya ürün çıkıyor. Bu sekiz yıllık pratik, özellikle de bu son dört yıllık pratiğin kefili, mesulü, sorumlusuyum, bu ülkenin en şeffaf belediyesiyiz. En temiz belediyesiyiz ve bu konuda en iddialı yerel yöneticileriyiz.

"ERDOĞAN YÜKSEKTEN ATIYOR"

-Başbakan Erdoğan neden ısrarla Diyarbakır'ı istiyor?

--Her siyasetçinin yüksekten atma hakkı vardır. Bazıları çıkar derki atma falankes atma… Elbette ki her siyasetçinin preze yapma hakkı vardır. Başbakan da bana göre preze yapıyor, balon şişiriyor. Bize düşen, halkımıza, mücadelemizde düşen de onun balonunu usulüne göre söndürmektir. Aslında söndürülmüştür. Bütün bu tabloya rağmen neden AKP örneğin Kürt illerinin geri kalanını istiyor? Neden istiyor? Bu hizmet aşkı mıdır, başka bir şey midir? Bunun hizmet aşkı olmadığına ben bütün içtenliğimle inanıyorum. Bu siyaseten Kürdü bitirmektir. Kürt mücadelesini, demokrasi talebini, eşit ve onurlu birlikte yaşam talebini ve onurlu barış talebini ortadan kaldırma çabasıdır. Bu noktada çok dikkatli olmamız gerektiğini düşünüyorum.

-Başbakan Erdoğan'ın şahsınıza ve diğer DTP belediye başkanlarına yönelik eleştirilerini haklı buluyor musunuz?

--Hükümetin bana ve bütün belediye başkanı arkadaşlarıma yönelttiği tek haklı eleştiri vardır. O da siyaset yaptığımız gerçeğidir. Doğrudur dört yıllık, beş yıllık zaman dilimi içerisinde hizmeti ve siyaseti birlikte yürüttük. Hem birlikte yürüttük hem de “oh” ettik, iyi ettik. Aynı koşullar oluşursa tekrar siyaset yaparız. Çünkü bu halkın iradesi parlamentoda temsil edilmemekteydi ve Kürtlerin yönetimlere yaklaşımı kanaldan, sudan ve çöpten de ibaret değildir. Kürt halkının başka sorunları da var. Biz bu sorunlara bütünlüklü yaklaştık. Hem hizmette onları geçtik hem de halkımızın özlemlerine, taleplerine dikkat çektik, vurgu yaptık.

Dolayısıyla Diyarbakır kenti, bu ayrıntıyı da sizlerle, okurlarınızla paylaşmak isterim. Hem Türkiye sınırları dahilinde, hem de Ortadoğu ve özellikle de gelişmiş dünyada, Diyarbakır'a dair, Diyarbakır'ın etnik, kimliksel, tarihsel kimliğine dair farkındalık yarattık. Örneğin Diyarbakır Büyükşehir Belediyemiz Dünya Birleşik Kentler Yerel Yönetimler Teşkilatı'nın üyesi oldu bu yönetimde. Yine belediyemiz 4 bin belediye içerisinde 300 kişilik Dünya Konseyi'ne seçildi. Yine Diyarbakır kentimiz Dünya Birleşik Kentler Yerel Yönetimler Teşkilatı'nın yönetim kurulu üyesidir.  Türkiye'de Diyarbakır dışında bir tek İstanbul var. 100 belediyeden bir tanesidir. Ayrıca Diyarbakır Büyükşehir Belediyemiz Dünya Birleşik Kentler Yerel Yönetimler Teşkilatı'nın Ortadoğu ve Batı Asya Seksiyonunun eşbaşkanıdır. Yine Dünya Barış Komitesi'nin Başkan Yardımcılığı görevini yürütmektedir.  Ve Belediyemiz dünyadaki bütün yerel yönetimler içerisinde Türkiye'deki tüm diğer belediyelere diplomaside büyük bir fark atmıştır.

"SADECE HÜKÜMET DEĞİL, DEVLET DE DİYARBAKIR'I İSTİYOR"

Diyarbakır halkının, yöre halkımızın taleplerini, özlemlerini, davasını uluslar arası platformlara büyük bir olgunlukla taşımasını başarmıştır. Temel sıkıntılardan biri de budur hükümetin. Sadece hükümet Diyarbakır'ı istememektedir, devlet Diyarbakır'ı istemektedir. Bu bir devlet politikasıdır. Çünkü devlet de alışkın değildi Diyarbakır'ın böyle temsil edilmesine. Yenilik oluştu.

Son olarak her uluslar arası delegasyon yakın döneme kadar Türkiye'ye geldiğinde birinci adres Ankara'ydı, ikincisi Diyarbakır, bunun bir anlamı olmalıdır. Dolayısıyla Diyarbakır'daki muhatapları da Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'dir. O halde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi hangi siyasetin elinde olursa Diyarbakır ve bölgenin yansıması da o dille ifade edilecektir. Bunun için de AKP hükümeti ve devlet tarafından Diyarbakır'ın kimliği değiştirilmek, iradesi düşürülmek isteniyor. Diyarbakır halkı bunun farkındadır, bunun bilincindedir ve Diyarbakır halkı onuruna da iradesine de sahip çıkacaktır.

"PİSLİK OLAN BAŞBAKAN'IN SİYASETİNİN TA KENDİSİDİR"

-Konuşmanızda Diyarbakır'ın durumunu anlattınız ancak yinede sormak istiyorum. Başbakan Erdoğan'a cevap olarak, Diyarbakır pislik, çöplük içerisinde midir?


-Diyarbakır Türkiye'nin en temiz kentlerinden bir tanesidir. Aslında pislik olan, açık söylüyorum, insanların yaşamına mal olan Başbakan'ın siyasetinin tak kendisidir. Başbakan'ın her iki sefer Diyarbakır'a geldiğinde görmüş olduğu manzara çözüm getirmeyen siyasetinin sonuçları ve enkazlarıydı. Sayın Başbakan siyasetinin sonuçlarını biçiyor, ektiğini biçiyor. Görmeye layık olanı görüyor. Neyi görmeye layıksa Diyarbakır halkı onu göstermiştir.

"GÜNDEMİMDE ADAYLIK MESELESİ YOK"

-Adaylığınız konusunda kulislerde çeşitli iddialar konuşuluyor. Siz Diyarbakır'a yeniden aday mısınız?


--Benim gündemimde, Baydemir'in gündemin adaylık meselesi yoktur. Önümde iki ay var. Bu zaman diliminde bütün çabam projelerimizi tamamlamak ve Diyarbakır halkına çok daha kaliteli bir kent sunmaktır. Şahsımın gündeminde seçimler yoktur. İkincisi Diyarbakır halkı bana beş yıllığına temsil etmek ve hizmet etme görevini verdi. Siyasetim, partim tarafından. Bu beş yıllık zaman zarfında, rabbime birlerce kez şükürler olsun ki bana güven duyan halkıma ve siyasetime karşı mahcup olmadım. Ama aynı zamanda onları da mahcup ettirmedik. Dolayısıyla gelecek zaman dilimi, halkımızın, partimizin, hareketimizin takdirinde olacaktır. Adayımız kim olursa olsun, Baydemir'e düşen şey onun kazanması için çaba sarf etmek ve ondan sonraki beş yıl içerisinde de yönetimimizin başarılı olması için destek ve dayanışmada bulunmaktır.

"DİYARBAKIR'DA SEÇİM SORUNUMUZ YOK"

-AKP'nin herhangi bir adayının DTP'nin Diyarbakır adayı karşısında şansı var mı? Hatta biraz daha iddialı şekilde Erdoğan bile aday olsa bir başarı beklenebilir mi?


--Bence bu atmosferde bu tür polemiklere girmemek lazım. Hakikatten çok hassas bir süreç. Bu hassas süreci de hassasiyetle değerlendirmek gerekiyor. Benim iddiam şu, siyasetimizin olağanüstü bir hatası olmazsa, olağanüstü bir hatamız olmazsa, çünkü seçimlere daha 5 ay var. Ben Diyarbakır'da sorunumuz olmadığına inanıyorum. Bölgenin pek çok kentinde sorunumuz olmadığına inanıyorum.

-Seçimlerde beklenen oy oranına ilişkin bir tahminde bulunabilir misiniz? 

--Bunu söylemek benden çok partimize düşer.

"KİMİ GETİRİRLERSE GETİRSİN ŞANSLARI YOK"

-Peki yerel seçimlere kadar DTP'nin kapatılması kararı çıkarsa, bu seçmenlerinizi ne derecede etkiler?


--Şüphesiz ki bu soruya verebileceğim bir cevabım var. Ama dediğim gibi milletvekillerimizin, parti genel merkezimizin yanıt vermesi lazım.

-AKP'nin olası adayı konusunda bir fikriniz var mı? Belirlenecek adayın kazanma şansı var mı?

--Bence şansları yok. Kimleri getirirlerse getirsinler şansları olmadığını düşünüyorum.

"TİYATROMUZU ÜLKE SINIRLARININ DIŞINA TAŞIDIK"

-Son olarak, belediyeniz ve Hollanda Kültür Bakanlığı'nın desteklediği namus cinayetini anlatan Dilek adlı halk operasını Rotterdam'da izlediniz.  Bu oyun belediyenizin kültürel faaliyetleri açısından nasıl bir gelişmeyi ifade ediyor?

-Evet Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin en ayırt edici özelliklerinden bir tanesi de kültüre verdiği önemdir. Esasen 1990'lı yıllarda tiyatro kuruluyor.  Ama daha sonra gelen yönetim tiyatroyu dağıtıyor. Tekrar 1999 yılında, DTP geleneği yönetiminin gelmesi ile tiyatromuz tekrar perdeyi açıyor. 2004 yılından bu yana, yılda en az 3 oyuna perdemizi açtık. Ve bu üç oyundan en az bir tanesi Kürtçe oldu. Bugün bütün Türkiye'de ve Kürt coğrafyasında, Kürtlerin yaşadığı bölgede düzenli Kürtçe oyun yapan  ve Kürtçe oyuna perde diyen tek tiyatrodur Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi şehir tiyatrosu.

Artık bütün oyunlarımız, hatta zaman zaman Irak Kürdistan'ında, zaman zaman Türkiye'nin batı yakasında perde açıyor. Ama bu yıl bir ilke imza attık. Tiyatromuzu ülke sınırlarının dışına taşıdık. Tiyatro Rast ile tiyatromuz ortak bir oyun gerçekleştiriyor. Ben de bu heyecanı paylaşmak, arkadaşlarımın emeklerine tanıklık etmek ve şüphesiz ki her bir kent, burada yaşayan, Kürtler, Türkler ve yerleşik halk arasında sanat bağını kurmak, katkı sunmak, destek vermek için bulunuyorum.

Fırat Haber Ajansı (Fırat News Agency)

21/12/2008

Kürt gazeteci-yazar Edip Yüksel

Edip Yüksel 1957 - Bitlis doğumludur. Kürt asıllı, Turkiye-ABD vatandaşıdır.

Molla Sadrettin'in oğlu olarak doğdu. İstanbul Akıncılar Derneği bünyesinde etkinliklerde bulundu. 12 Eylül'den sonra yargılandı. 1 Temmuz 1986'da yaptığı araştırmalar sonucu "Allah'ın hükmüne hadis ve sünnet gibi ortaklar koşmama" kararı aldı.

Düşünceleri nedeniyle aşırı dinci terör örgütleri tarafından "mürted" yani dinden dönen ilan edilince, bu ilanın "ölüm fetvası" anlamına geldiğini bildiği için ülkesini terk etti, ABD'ye göçtü. Reşad Halife'nin öğrencisi oldu. Bazı sitelerini oluşturdu. Reformist görüşleri üzerine birçok kitap yazdı. Türkiye'de çeşitli tartışma programlarına katıldı. Hukuk alanında doktorası olan Yüksel evli ve iki erkek çocuğu sahibidir. Kitap ve makale yazmaya ek olarak Arizona'da bir yüksek öğrenim kurumunda felsefe profesörlüğü yapmaktadır.

Önemli: Bu sitede yayımlanan kürt, kürtler, kürt tarihi, kürt sorunu, kürt devletleri, kürt dili, kürt isyanları, kürtçe tv, trt 6 gibi bilgilerin hiç biri öznel değildir, tamamen sanal ansiklopedi ve köşe yazılarından alıntılarla oluşturulmuştur. Bilgilerin doğruluğundan sitemiz sorumlu olmamakla birlikte, yanlış gördüğünüz bilgileri çözüme en kolay yoldan bizlerle paylaşmanızı öneririz.
ensest hikayeler hikayeler hikaye
google hikaye sex video chat Odaları beyaz show leke kremi göz altı torbaları biojavu dizi izle mp3 indir sexsomnia vpills geciktirici penis büyütücü cinsel sohbet seks hikayeleri chat Asansör Karadeniz Haber ilahi dinle ilahiler film izle film izle sikiş izle sikiş izle porno izle sikiş izle porno siyah peynir sevişme sikiş Mankenler, Resimler Sex Hikayeler Divx Video lig tv izle justin tv bedava lig tv izle lig tv seks izle porno izle sikiş sikiş film izle Film izle
jagra jagra jagra jagra penis buyutuculer sex shop penis buyutuculer v-pills tatil azdirici kahve sirhunter sirhunter sirhunter saat kamera kalem kamera magna rx vpills penis buyutucu azdirici azdirici azdirici Komedi Videoari azdirici yatakarkadas.com cinselsex.net vpillsmarket.com penis buyutucu burclar posh kuafor ruya tabirleri yemek tarifleri hava durumlari azdirici ic giyimler mirc azdirici