« Önceki |

25/12/2008

Aksarayda Kürt nüfusu

Orta Anadoluda bulunan Aksaray ili sınırlan içerisinde yoğun bir Kürt nüfusu bulunuyor. Bu ildeki Kürtlere ilişkin vereceğim bilgiler, yörede yaşayan bazı kişilerin anlatımlarından derlenmiştir.

Aksaray; Osmanlı döneminde, sancak idi. Cumhuriyet döneminde ise, -1950 DP iktidarına kadar il, siyasi nedenlerden dolayı 1989 yılına kadar Niğdeye bağlı bir İlçe, bu tarihten sonra da yine il olmuştur.

Kürtler yaklaşık yüz yıl önce buraya yerleşmişler. Geliş yerleri; Diyarbakır, Ağrı ve Elazığdır. Dersim isyanı sonra­sında da gelip yerleşenler bulunmaktadır.

Bu gün Aksaray Merkez ve Ortaköy ilçe nüfusunun yüzde otuza yakını Kürt-tür. Diğer üçe ve köylerde yaşayanlar dahi! tahminen otuzbeş-kırk bin Kürt yaşamaktadır. (Aksaraym toplam nüfusu yüz-yüz on bin arasıdır.)

Kürt nüfusun yüzde seksen beşi Zaza, yüzde on beşi Kunnanci lehçesini konu­şur. Geleneklerine aşırı derecede bağlı­dırlar. Kürdistandaki giyim-kuşam ve yaşam biçimi burada belirgin bir biçimde görülür.

Bu ilde yaşayan Kürtler, Kadiri tarikatı kurucusu Abdülkadir Geylani'nin soyun­dan geldiklerine inanırlar. İnançlarına sıkı bağlı olmakla birlikte, Mürşid-i Kâmil olduğuna inandıkları Baba Hüse­yin Avni Çekice aşın derecede bağlılık gösterirler. Sünni-Hanefi mezhebine bağlılardır.

Erkecik (Ekecik) Kürtleri olarakta bilinirler. Bu ad aynı zamanda aşiret adı da olmaktadır. Köylerde ve toplu olarak bulundukları yerlerde çoğunlukla Kürtçe konuşurlar.

21/12/2008

Atmalı aşireti

Makale öncesi editor notu: Atmalı aşiretinin tarihçesi hakkında birden fazla tez mevcuttur, daha belirgin ifade etmek istersek Türk ya da Kürt kökenli oldukları konusunda farklı iddaalar söz konusudur. Biz yine de birşeyler paylaşabilmek için sizlere en güvenilir kaynakları seçtik, buyrun;

  Atmalı Aşireti’nin Anayurdu Orta Asya’dır. Moskova’nın üst taraflarında “Başkurtlar” adında bir Türk Cumhuriyeti vardır. Başkurdistan olarak da okunmaktadır. Buralardan geldikleri rivayet edilmektedir. Çünkü, Başkurtlar(Başkürtler) Ceket’e “Kurtak” diyorlar. Atmalılar da “Kurtık” diyorlar.

  Kuraklık olunca Türkmen Oymaklarla birlikte İran Horasan’ına gelmişlerdir. İran’a geldiklerinde “Beg-Dili” olarak anılıyorlardı. Bu isim daha sonra “Badıllı” adında bir “Oğuz Kürt Boyu”(Şerefname’de, Kürt Oğuznameleri vardır) olarak, Urfa’da yaşamaya devam edecektir. Bu boy, Nizip-Kargamış’a bağlı Barak ve Kerkük bölgelerinde Bey-Dili olarak anılmaktadır. Badıllı veya Beg-Dili olarak anılan Oğuz Boyu, kendi arasında 40-50 kola ayrılmıştır. Bu kollar zamanla çoğalarak büyük aşiretler halini almıştır. İşte “Atmalı”, bu Aşiretlerden biri olan “Rişvan Aşiretinin” bir koludur. RİŞVAN Aşireti İran, Irak ve Anadolu’da “Raşi” olarak anılmaktadır. İran’da Farsçanın tesirinde kalan Türkçe kelimeler, bir çoğul eki olan EN/AN eki almışlardır. Yaklaşık olarak, Türkiye’nin nüfusunun % 10’u Rişvan sayılır. Bu ismi yaşatmak adına Gaziantep’te bir “Rişvanlar Derneği” kurulmuştur. İran ve Irak topraklarında yaşadıkları sırada, bir gurup ATMALI adını almışlar ve Rişvan’dan ayrı olarak anılmaya başlamışlar. Irak’ın Zağo civarında yaşayan Atmalılar’ın halen YEZİDİ olarak yaşadıklarını öğrendik. Prf. Dr. Mehmet ERÖZ, Dr. Mahmut RİVANOĞLU ve Cevdet TÜRKAY’ın eserlerinde Atmalıdan, TÜRKMEN EKRADI (Türkmen Kürtleri) olarak söz edilmektedir.

  Eski Gaziantep Milletvekili ve Hortlar Köyünden olan İbrahim HORTOĞLU’na göre; “Hacı Bektaş-ı Veli’nin Horasan’dan Anadolu’ya geçişi sırasında Rişvan’a bağlı Atmalı Aşireti de Horasan’dan Anadolu’ya göç etmiştir. Yaklaşık olarak on bin kişi Anadolu’ya gelmiştir. Çoğunluğu Malatya’ya yerleşmiştir. Atmalı Aşireti 12 oymaktır. İlk başlarda tamamı Alevi olan Atmalı, Hacı Bektaş-ı Veli’nin kolu ile yakın temas içindedir. Osmanlı Devletini desteklemiştir. Uzun zaman sonra, Aşiretin büyük bir kısmı Hanefi Mezhebi’ni kabul etmiş, diğer bir kısmı ise Caferi Mezhebi’ne bağlı kalmışlardır.”

  Atmalı adından da anlaşılacağı gibi ATMALI ismi Türkçedir. Eskiden, Atmalı Aşiretinde Hırsızlık yapmayana, evini geçindiremez düşüncesi ile kız vermezlermiş. Atmalılar Eskiden Cins Atları çalma konusunda maharetli imişler.

  Atmalı adından da anlaşılacağı gibi ATMALI ismi Türkçedir. Eskiden, Atmalı Aşiretinde Hırsızlık yapmayana, evini geçindiremez düşüncesi ile kız vermezlermiş. Atmalılar Eskiden Cins Atları çalma konusunda maharetli imişler.

  Rivayete göre, XV. yy’da Van/Erciş yöresinde iskan eden “Rişvan Uruğu”nun iki mensubu, gece başka bir oymağın çadırları etrafında dolaşırlarken, hırsızlık suçundan tutuklanmışlar. Zamanın “Boy Beyi” tarafından ölüm cezası ile cezalandırılmışlar. Ölüm cezaları, yörenin en yüksek kayası olan “Ballıkaya’dan” atılarak gerçekleştirilirmiş.

  Bu iki Rişvan’ın ölüm cezasının, kayadan atılarak infazına karar verilmiş. İnfaz gerçekleşinceye kadar, aradan geçen süre içerisinde halk arasında “Bunları Kayadan Atmalı” sözü çok kullanılır olmuş. Günlerce süren tartışmalardan sonra ceza heyeti de tereddüt ederek; “Bunları Kayadan Atmalı mı, Atmamalı mı?” sorusuna cevap vermeye çalışır. Sonunda kayadan “Atmaya” karar verilmiş.

  Zamanın Boy Beyi’nin emri ile suçlanan iki Rişvan Genci kayadan atılmışlar. Gençlerden biri ölmüş, diğeri ayakları üzerine düşerek kaçmış gitmiş. Bu genç, Askerler tarafından tekrar yakalanmış ve Boy Bey’inin huzuruna getirilmiş. Bu genci yeniden “Kayadan Atmalı mı?” diye sorulduğunda Bey, bu adamın cezasını çektiğini ve ölmediğini, ikinci kez tekrar atılmasına gerek olmadığını ve mukadderatı değiştiremeyeceklerini söylemiş. Hatta Boy Beyi, bu gencin bu kadar yüksek kayadan atılarak ölmemesine hayret etmiş ve onun Ermiş Kişilerden biri olduğunu düşünmüş ve korkmuş. “Derhal onu serbest bırakın gitsin!” demiş.

  Böylece halk, serbest bırakılan Rişvan gencine “Atmalı” adını vermiş. Bu Rişvan’dan oluşan aileye ve daha sonra çoğalarak meydana gelen Aşirete “ATMALI AŞİRETİ” adı verilmiş.

  Bu Atmalı adının alınması ile ilgili başka görüşler de vardır. Atçılıkla uğraştıkları için “Atmalı” adını aldıkları söylenir. AT+MALI adını analiz edersek; AT Türkçe bir kelimedir. MAL ise Kürtçe EV manasına gelir. ATMALI; At Evi, Atlara Malik olanlar, sahip olanlar gibi de yorumlamak mümkündür.

-Aşiretin Yapısı:

  İslahiye’nin Atmalı(Ko’lıkon-İhtiyarlar) Köyünde ikamet eden, 94 yaşındaki “Kaba Oymağı”na mensup Bektaş TOPAL’a göre; “Osmanlı Devleti, Atmalı Aşireti’nden At ve Deve toplatmıştır. Ayrıca Atmalı’dan Asker istemiştir. Malatya/Doğanşehir yöresinde İskan’a zorlanan Atmalı Oymakları, göçebe oldukları için İskan’a karşı çıkmışlar. Asker nezaretinde ve devlet tarafından, gündüzleri yaptırılan evler, geceleri oymaklar tarafından tekrar yıkılmakta idiler. Atmalı Oymaklarının geçimini erkekler temin etmekteydi. Kadınların dağlarda çalıştırılması ayıp karşılanırdı. Uzun süreli Askere alınacak erkeklerin aileleri mağdur olacaktı. Bu sebeple erkekler ailelerini riske sokmamak için, Askere gitmek istememişlerdir…

  Askerlik yapmak ve İskan edilmek istemeyen Atmalı Aşireti, göçe karar verir. Göç için kullanılan At ve Develer devlete verildiğinden, Sığırlarla göç etmek zorunda kalmışlardır.

  Yazları Malatya, Arapkir, Arguvan ve Doğanşehir’den, Suriye’nin Çit-ü Çimen, Hama ve Humus yöresine göç ederken sığırları yorulan Atmalı Aşireti’nin bir kısmına “GOVASTİ” denilmiş, sığırları yorulmayıp göçe devam edenlere “GOVGUR” demişler.”

  Van/Gürpınar ilçesinden Bırruki Aşiretine mensup İsmail GÜMÜŞ’e göre; “Atmalı ve Bırruki kardeştir. Göç edemeyip, İnekleri yorularak Anadolu’da kalanlara “Govasti”, İnekleri yorulmadan, Azerbaycan taraflarına göç edenlere “Govgur” demişler.” Gurmançca “GO”, İnek manasına gelir. “VASTİ”, yoruldu manalarına gelir. “GUR”, Kurt manasına gelir. Buna göre “Govasti” İnekleri yorulan, “Govgur” ise İnekleri yorulmayan, tam aksine Yiğit Kurt gibi olan manalarına gelmektedir.

  Oğuzlar’da Ordulaşma sisteminde 12 ve 24’lü teşkilatlanma vardır. Atmalı’da da 12’li sistem vardır. Altı Oymak “Govasti”, Altı Oymak “Govgur”. Veya Altı Oymak Alevi, Altı Oymak Sünni şeklinde teşkilatlanmasını yapmıştır.

  “Govastiler” Güneydoğu Anadolu’da; Pazarcık, Besni, Gölbaşı, Elbistan, İslahiye yörelerini, İç Anadolu’da; Konya, Ankara/Haymana/Bala, Kırşehir, Sivas/Gürün, Tokat, Yozgat, Doğu Anadolu’da; Ağrı/Patnos, Erzurum, Erzincan, Elazığ, Tunceli, Bitlis, Van/Erciş ve Gürpınar yörelerine dağılmışlar. İslahiye’ye bağlı Atmalı Köyünde Govastiler oturmaktadırlar. Atmalıların en yaşlıları buraya yerleştikleri için, Kürtçe adına KO’LIKON demişler.

  Yazın Halep, Şam, Hama, Humus(Çit-ü Çimen), Beyrut’a göç eden “Govgur”lar, kışa doğru Anadolu’da Arapkir, Doğanşehir, Arguvan, Elbistan, Pazarcık, Besni ve Gölbaşı yörelerine göç ederlerdi. Atmalı Aşiretinin asıl merkezini Malatya, Elbistan, Besni, Gölbaşı ve Pazarcık yöreleri teşkil eder.

  Malatya, Pazarcık, İslahiye Atmalıları’nın dışında, daha sonraları edindiğimiz bilgilere göre, Ağrı/Panos ve Van/Erciş/Çaldıran/Gürpınar ilçelerindeki Atmalılar’a ATMAN veya UTMAN dediklerini öğrendik. Muş-Siirt arasında yaşayan Atmalılar’a ATMANAKİ diyorlar. Urfa/Bozova’da 27 tane ATMAN Köyü vardır. Urfa’da dernek kurmuşlar. Başkanları Aziz BABACAN ile tanıştık. Suruç’a bağlı iki sınır köyün adı ATMANAKİ olarak geçmektedir. İslahiye bölgesinde 10 kadar Atmalı köyü vardır. Şam’da tamamı Atmalı olan bir mahallenin var olduğunu duyduk. Sivas/Gürün’de Mağıkan Oymağından bir bölüm yaşamaktadır. Konya/Cihanbeyli’de Atmalı, Ankara/Bala ve Haymana, Çiçekdağı’nda Atmalı olarak değil de, “Govasti” olarak biliniyorlar. Irak’ın Zağo bölgesinde Atmalı/Atmi olarak anılıyorlar ve Yezidi olarak yaşayanların varlığını öğrendik. Sadece Gaziantep şehir merkezinde 20 bin dolayında ATMALI yaşadığına göre, saydığımız bölgelerde bir milyon Atmalı olabileceği tahmin edilmektedir.

  Atmalı, Sinemilli, Celikanlı, İfrazlı, Çakallı ve Bereketli Aşiretleri, Rişvan’a bağlı kollardır. Celali Aşireti; KHALIKAN ve SAKASUN olarak ikiye ayrılmaktadır. İslahiye’ye bağlı Atmalı Köyü’nün Gurmança adı KO’LIKON, yani İHTİYARLAR köyüdür. Burada Atmalıların Celalilerle de akrabalığı ortaya çıkmaktadır. Celikanlılar da Celaliler’e akrabalık çıkarmaktadırlar.

-Atmalı’nın Reis ve Oymakları:

  Malatya-Pazarcık bölgesinde yaşayan Atmalı Aşireti’nin Reisliğini, Kızkapanlı Oymağından “KOSAYİ ATMEN”(Atmalı Köse) adında bir kişi yapıyormuş. Daha sonra Karahasan Oymağından BOZDAĞLAR yapmışlardır. Pazarcıkta ikamet eden Bozdağlar Ailesi, Aslında Elbistan Karahasanuşağından gelmektedirler. Bundan 550 yıl önce, Maraş bölgesine hakim olan Dulkadıroğullarına karşı Osmanlı’yı destekleyen Atmalı Aşireti’nin Reisi KARAHSAN, bu savaşta iki kardeşini kayıp etmiştir. Daha sonra Atmalı Aşireti, Cumhuriyet’in kuruluşunda Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yanında olmuştur. Kısacası hep Devletin yanında olmuş, bölücü hareketlere alet olmamıştır.

  Daha sonraları Karahasan’ın torunlarından KÖR MAMO(BOZAĞA) ve oğlu SILIKİ BOZAĞA Atmalı Aşireti’nin Reisliğini yapmıştır. BOZ ABA giydiği için kendisine BOZAĞA demişler. Daha sonraları BOZAĞA, BOZDAĞ olmuş ve Soyadı Kanunu çıkınca BOZDAĞ, Soy Adı olarak alınmıştır. Süleyman Ağa’nın oğlu Yakup Hamdi Bey, ATATÜRK’ün Kurmuş olduğu ilk Meclise Milletvekili olarak çağrılmış, kendisine Paşalık ünvanı verilmiş, sonraları Pazarcık Kaymakamlığı yapmıştır. Demokrat Partiden ikinci defa Milletvekili seçilmiş, Kaymakamlığı bırakmayıp, Meclise gitmeden istifa etmiştir. Oğlu Ahmet BOZDAĞ, yine DP’den iki dönem Milletvekili, üç dönem Pazarcık Belediye Başkanlığı yapmıştır. Ahmet Bey’in oğlu Ali BOZDAĞ, iki dönem Pazarcık Belediye Başkanlığı yapmıştır. Halen Atmalı Aşireti’nin Reisliği BOZDAĞLAR’dadır.

  Prf. Mehmet ERÖZ, Atmalı Boyunu 12 Oymağa ayırmaktadır. Atmalı Aşiretine mensup yaşlılar da 12 oymak olduğunu tasdik etmektedirler. 1-Tilkiler(Rıfiyon), 2-Kizirli(Kıziron), 3-Haydarlı(Ğallıkon), 4-Turuşlu(Turuşiyon), 5-Kabalar(Kavon), 6-Mağıkan(Mağıkon), 7-Ketüler(Ko’tiyon), 8-Sadakalar(Sadakon), 9-Kızkapan(Zettıkon), 10-Karalar(Karkon), 11-Ağcalar(O’ğcon), 12-Karahasanuşağı(Hasaraş).

  Atmalı, Atmi, Atman isimlerinin Türkçe olması gibi, bir çok oymağın adı da Türkçedir; Kizir, Ğallık(Ğalil), Haydar, Kaba, Ketü(Kötürüm), Sadaka, Kızkapan, Karalar(Karkon-Kara’dan gelme), Ağca ve Karahasan isimleri hep Türkçedir. Bugon(Deregezenli)- Kaşanlı Karahasanlı’ya bağlı, Kırrıkon(Karalardan), Hortlar(Karalardan), Havesiler(Tilkilidir) ayrı oymaklar olmayıp, bu oymaklara bağlı birer oba gibidirler. Büyüklerimizden öğrendiğimize göre ALĞASİ'LER da Atmalı'ya balıdır.

Bilgiler bir atmalı forumundan alıntıdır, istek üzerine forum adresi paylaşılabilir.

 

21/12/2008

Beski aşireti

  Kürtler; tarihin belli zaman dilimlerinde, içten ve dıştan dayatılan zorunluluklardan kaynaklı, yaşadıkları coğrafyadan ayrılmak zorunda kalmış, sürgün edilmişlerdir. Yaşanan bu sürgünlerin iki temel sebebi vardır.

Birincisi; yüz yıllardır Kürt coğrafyası üzerine işgal ve ilhak ile hegemonyasını gerçekleştirmek isteyen bölgesel güçlerin dayatmaları sonucu can güvenliklerini sağlamak için bölgeyi terk etmeleri, kendilerine göre can tehlikesinin bulunmadığı yerlerde yaşamaya başlamaları ile oluşan sürgünlerdir.

İkincisi ise; yine bölgesel güçlerin dolaylı dayatmaları sonucunda Kürtler arasında oluşturulan nifaklar, kan davaları, ekonomik yoksunluklar, ucuz işgücü niteliklerinden faydalanmak üzere yaptırılan dolaylı sürgünlerdir. Fakat sebep her ne olursa olsun her iki durumda da Kürtlerin, anavatanlarını kendi istekleri ile terk etmediği görülecektir.

Kürt coğrafyasının yer altı-yer üstü zenginliği ile Kürtlerin fiziksel ve aklî kabiliyetlerinden kendi sömürüleri için faydalanmak isteyen kolonyalist güçler, Kürtlerin kendi kökleriyle olan bağlarını koparmak için sürgünleri rutinleştirmiştir. Her gelen işgalci güç, adeta Kürtleri hayat damarlarından koparmak ile onları etkisiz bırakmak ve asimile etmek için bu yolu seçmiştir.

Tarihin ilk sürgünü Kürdistan'dan kereste ihtiyacını karşılamak için "Dağlar Ülkesine" sefer düzenleyen Sümerler tarafından esir alınan bir kısım Kürtlerin Güney Mezopotamya'ya sürgünleri ile başlamış ve esir alınan bu Kürtler, Sümerlerin varoşlarında yaşam mücadelesi vermek zorunda kalmışlardır. Bu ilk göç dalgasından sonra Kürtler, bölgesel işgalciler (Asurlular, Elamlar, Babiller, Persler, Emeviler, Osmanlılar…) tarafından sistematik göç politikaları ile kendi yurtlarını terk etme mecburiyetinde bırakılmışlardır.

Bizim ele alacağımız konu ise 19. yüzyıl ile başlayan ve 20. yüzyılda büyük bir ivme kazanan, Kürtlerin Anadolu'ya olan sürgünleri olacaktır.

II. Mahmut döneminde Fransa'dan örnek alınarak başlatılan, Kürdistan'ı Osmanlı’nın merkezi otoritesine kayıtsız-şartsız bağlama ve merkezi otoritenin en ücra köşeye kadar dayatılması ile kendini devam ettiren süreç, Kürt halkının kitlesel olarak başkaldırılarını ve akabinde sürgünleri de beraberinde getirmiştir. Zira zor şartlarda yaşayan Kürtler'in üzerine bırakılan mecburi askerlik ve vergi verme zulmüne karşı başlatılan başkaldırıların bastırılmasıyla beraber, merkezi otorite kendisine başkaldıran topluluğun önderlerini idam edip kalanları da sürgün ile cezalandırmıştır.

Bu gün Anadolu'da farklı yerlerde uzun süreden beri yaşayan Kürtlerin büyük bir kısmı, Mir Muhammed ile başlayan kıyam zincirinin sürgünleri olarak Anadolu'nun çorak bozkırlarındaki yerleşim yerlerine sürülenlerdir.

Sürgünlerin Amacı
Madde 12: Kürtler ufak tefek kâfilelere ayrılıp, silahlarından arındırılarak değişik bölgelere gönderilecek ve orada genel nüfusun (köyün, ilçenin, vilayetin) yüzde beşini geçmeyecektir.... Kürt reisleriyle, molla ve nüfuz sahibi kişiler diğer kişilerle birlikte sevk olunacak ve orada bunlar, diğer kişilerle ilişkide bulunmayacak şekilde ayrılacak ve hükümet gözetimi altında bulundurulacaktır" (Göçmenler Genel Müdürlüğü Tehcir Kanunu)

Sürgün, daha güzel bir yaşam için verilen bir hediye değildir. Sürgün, zalim ve baskıcı sistemlerin kendilerine olan muhalefeti besleyen tarih, din, dil, kültür, iletişim, yaşam öğelerine dayanan halkı köklerinden koparıp, özgüvensiz, korkak, yozlaşmaya açık birey ve topluluklar olmaları için baş vurduğu ölümcül bir darbedir. Adeta vücudu ayakta tutan ve insanı yürüten kanın vücuttan çekilmesidir.

Kürtleri, uzak ve yabancı topraklara sürgüne gönderen (Osmanlı ve) TC, bu konuda oldukça ince ayarlamalar yapmıştır. Birincisi; sürgün bölgesi olarak Kürdistan'a oldukça uzak olan yörelerin (Isparta, Tekirdağ, Çanakkale...) seçilmesi. İkincisi; gönderilen yöredeki halkın, sürgün edilen Kürtleri devamlı aşağılayan, hor gören, devlete katı bir şekilde bağlı olup ırkçı fikir yapısı taşıyan topluluklar olmalarına dikkat edilmesi. Üçüncüsü; sürgün edilmiş Kürtler arasında olabilecek her türlü (insani ve milli dayanışmanın) iletişimin önüne geçmek olmuştur. Ve yine aile aile ayrı noktalara yerleştirilmeleri ve tabi ki değişmez olan karakol gözetiminde olmaları üzerinde hassasiyetle durulmuştur.

Sürgüne gönderilen Kürtler'in gittikleri yerlerde birbirlerinden kopuk olmalarını sağlamak için bölüşümler yapılması, bulundukları yerlerde kendilerinden bir muhtarı bile seçecek çoğunluğa sahip olmamaları için aileler halinde dağıtılmaları, kendilerine hiçbir ekonomik ve sosyal güvencenin verilmemesiyle açlık ve hastalık ile baş başa bırakılmaları, devamlı hakim sistem yanlısı bir grubun aralarında bulundurmaları ile de zamanla asimile edilip kendi “Kürtlüklerini unutmaları temel hedef” olmuştur.

Anadolu’daki Kürt Aşiretleri
Orta Anadolu Kürtleri, en az üç dört nesil boyunca bu bölgede yaşayan Kürtler için kullanılan bir kavramdır. Bugün Orta Anadolu'da yaşayan iki milyondan fazla Kürt vardır. Bunlar başlıca şu aşiretlerden oluşmaktadır:

Reşvan, Canbeg, Lek (Şexbizinî), Milan, Şadi-Rutan, Zerikî (Zirkan), Sêwêdî, Terîkan, Mikaîlan, Mirdesî, Molikan, Badilî, Nasirî, Koçgiri (Sanz), Mahasi, Belikan, Celikan, Oxciyan, Cutkan, Xelkan, Sêfkan Pisiyan ve Beski vd. Bu sözü edilen aşiretlerin her biri geniş Kürt coğrafyasından sürülenlerdir. Çünkü bu aşiretlere mensup kişileri bugün hala Diyarbekir'de, Malatya'da, Sivas'ta, Viranşehir'de, Urfa'da, Siverek'te, Hakkari'de, Palu'da, Dersim'de görmek mümkündür.

Sürgün Yolu Acıları
Birinci Dünya Savaşı sırasında Kürt coğrafyasına hakim kılınan soykırım ve açlık nedeni ile yüzbinlerce Kürt; yurtlarını kitleler halinde terk edip, Batı Anadolu'ya sürgün edilmeleriyle; insanlığın karşılaşmadığı çok trajik manzaralar oluşturmuşlardır. O dönemden kalan yaşlılarımızın anlattıkları ve dönemin Kürt aydınları tarafından ele alınan acılı yol hikayeleri, bugün bile dinlenildiği zaman tüyleri ürpertiyor.

Dönemin yöneticileri tarafından hiçbir insani ihtiyacın tedbirini almaksızın kara kışın ortasında yapılan sürgünler ile yolda açlık ve soğuktan ölen yüz binlerce insan, Kürt Halkı üzerinde hala etkisi devam eden derin acılar oluşturmuştur.

O dönemde memur olan C. Ali Bedirxan Bey şöyle bir anısını anlatır: "Mütarekeyi takib eden günlerde, İstanbul'a döndüğüm zaman kayıtlarda yaptığım incelemeye göre Kürdistan'dan 650 bin kişilik bir nüfus, Batı Anadolu'ya dağıtılmıştı. Cepheye giderken Toros geçitlerinde (Gavur Dağı -Antep/Adana arasında bir dağ-) bu muhacirlerden kitleler görmüştüm. Uzaktan öbek öbek toplanmış insan kümelerine benzeyen bu kafilelerin yanına gittiğim zaman gördüm ki bunlar soğuktan taş kesilmiş insan heykellerinden başka bir şey değildi. Vatanlarından çıkarılan bu insanların bir kısmı bu suretle yollarda hastalıklardan, açlıktan, soğuktan mahvolmuşlardı."

M. Emin Zeki ise; "1919 yılında, Osmanlıların 2. ordusunda erzak ve yiyecek sıkıntısı da baş gösterince, Diyarbekir ve yöresindeki Kürtlerden asker ve sivil olanlar yurtlarını bırakarak Musul'a gitmeye zorlandılar. Bir bölümü de Adana ve Halep'e sürgün edildi. Bir çoğu yollarda açlıktan ve hastalıktan öldü. Bu arada Musul'a kadar gelebilenlerin anlattıkları olaylar; o masumların kitleler halinde yollarda ya da erişebildikleri şehirlerin cadde ve sokaklarında topluluklar halinde ölümleri; dinleyenlerin ve görenlerin yüreğini parçalıyordu." diyordu.

Dönemin acılarını kağıda aktaran aydınlardan biri olan Abdurahim Rahmi, sürgünün acılarını bizzat yaşayan bir öksüz çocuğun ağzından haykırır:

"Öksüz kaldım ben anasız babasız
Evimi yıktılar kaldım ben evsiz.
Dinsiz gavurlar öldürdüler babamı
Düşmanlarıma muhtaç oldum,
Bu gün açtım elimi.
İki ayaklı kurtlar gelip üşüştü sürülere
Göçmenim ben, işte düştüm kapılara
Yaşamak için istiyorum bir ekmek
Kinden gayrı vermezler, etmezler merhamet."

Tüm malları ellerinden alınıp sürgün edilen Kürtlerden hayatta kalanlar arasında şeyhler, ağalar, sürgün yerlerinde sakız-mendil satacak kadar sefilleştirilmiştir. Anasız-babasız ve devletsiz olan Kürt çocukları hayatta kalabilmek için yardım istedikleri yerli halkın, merhametsizliği ve kindarlığı karşısında daha da perişan duruma düşmüşlerdir.

O dönemde savaş bakanlığında bulunan Talat Paşa'nın Kara Kaplı Defterinde 1915-1916 yılları arasında 800 bin Kürdün göç ettirildiği ve bunlardan hayatta kalanların İzmit'ten Halep'e uzanan hattın arasına yerleştirildiği ifade edilmektedir. Hayatta kalanların sayısı ise verilen istatistiklere göre 250 ile 300 bin arasındadır.

Komşularla İlişkileri
Orta Anadolu'daki Kürtlerin, bir çok sürgün Kürdün yaşadığı gibi, devamlı içlerinde yaşadıkları halkın sistem tarafından beslenen ırkçıları eliyle fiili saldırılar, evlerinin ve mallarının yağmalanması, bulundukları yerleşim yerinde mahsur bırakmalar, aşağılayıcı söz ve davranışlar ile karşılaşmaları oldukça sık görülür. Böyle yapanlar, sistem tarafından teşvik edilerek özel bir şekilde yetiştirilmekte ve bunların eliyle Kürtlere sürekli sıkıntı verdirilmektedir. Örneğin bir ilçede bir Türk genci huzursuzluk çıkardığında, bu ilçedeki devlet mensupları tarafından, bu duruma "gençlik hevesi" denilip önemsiz görülürken, daha küçük bir huzursuzluğu(!) çıkaran Kürt gencinin yaptığı şey ise ilçedeki hakim sistem tarafından büyük bir olay olarak görülür. Kürt mahallelerini kuşatıp, evlerini ve işyerlerini ateşe verme durumları yaşanır. Bu, artık gizlenmeyecek boyutta olup yazılı ve görsel basında sık sık gündeme gelmektedir. Bursa'da, Mudanya'da, Yalova'da, Susurluk'ta, Çumra'da son yıllarda bir çok linç etme girişimleri, ev ve iş yeri yakma olayları görülmüştür.

Nüfus (1990)
20. yüzyılın başlarında İstanbul'da bulunan Kürtler'in nüfusu oldukça fazladır. Zira o dönemin canlı şahidi olan Said-i Kurdî’nin, 1908 sıralarında hamallara hitaben yaptığı konuşmasında faal işgücü olan Kürtlerin sayısı kırk bin (40.000) olarak (eş ve çocukları bu rakama dahil değildir) geçer ki; aynı dönemde İstanbul'un toplam nüfusu 400 bin civarındadır.

Orta Anadolu Kürtleri'nin Kırşehir merkezi ve kırsal alanda toplam nüfusu 50.000, Ankara da 100.000, Konya'da 170.000 civarındadır.

200'ü aşkın Kürt yerleşim biriminin (ilçe, kasaba, köy) bulunduğu Konya, Ankara, Kırşehir illerinin sınırları içinde, il merkezleri dahil İç Anadolu'daki Kürt nüfusu toplam olarak 300.000'i aşmaktadır. Buna, bu illere daha sonraları Kürdistan'dan gelip yerleşen nüfus dahil değildir. Özellikle Ankara'da yaşayan nüfusun dörtte birinin Kürt kökenli olduğunu söylersek, bu üç ildeki toplam Kürt nüfusunun yaklaşık bir milyonu bulduğu söylenebilir. Bu nüfus toplamına Çorum, Tokat, Yozgat, Amasya, Aksaray, Niğde ve Kırıkkale'deki yerleşik Kürt nüfusu da eklenince, sözkonusu rakamın iki milyona yaklaştığı söylenebilir.

Nerelerde Yaşamaktadırlar?
Başta Konya iline bağlı Cihanbeyli, Yeniceoba, Yunak, Kulu kazaları olmak üzere bu kazaların köylerinin % 90'ı Kürt köyüdür. Yine bu köylerle sınırı olan Ankara'nın; Haymana, Polatlı, Şereflikoçhisar ve Bala ilçelerinde sürgün edilmiş Kürtler ikamet ettirilmişlerdir. Aynı zamanda onlarla sınırı bulunan Hirfanlı Baraj'ından itibaren başlayan Kırşehir'in Kaman İlçesi'nde, Pisyan aşiretine mensup Kürt köyleri bulunmaktadır.

Kırşehir merkez köylerinin yarısı, Çiçekdağı Kazasının % 60 'ı ve Boztepe Kazasının ise % 80'i Kürt köyleridir. Burada Konya, Ankara ve Kırşehir il sınırları arasında olan Kürt yerleşim birimlerinin birbirine ya sınır oldukları veya aralarında çok az mesafe olduğu görülmektedir. Yine bu illerle sınırı olan Aksaray'da da Dersim Kürtler'i vardır.

Yozgat Kürtleri; genel olarak Çorum, Tokat ve Amasya il sınırlarının kesiştiği bölgededir. Bu bölgeye serpiştirilmiş Kürt köyleri Çekerek, Zile, Alaca ve Ortaköy ilçelerine bağlıdırlar. Burada meskun köylerin sayısı 41'i bulmaktadır.

Bu yerleşim birimlerinin adları ise genelde Kürtçedir. Ancak sistem bu Kürtçe isimleri de Kürdistan'da yaptığı gibi değiştirmiştir. Örneğin; Zakêrê ismi Yalnızağaç, Qişla ismi Mahmutlu ve Omêran ismi Tavşançalı olarak değiştirilmiştir.

Manisa, Çanakkale, Uşak, Afyon gibi şehirlerde de kıyamcı Kürtlerin torunlarını bulmak mümkündür.

Son Elli Yıldaki Sürgünler ve Sorunları
Kendi yurdunda yaşadığı halde başkasının hükmü altında olan Kürtler için, sürgün ya da göç, toplumsal yaşamlarında değişmeyen sürekli bir sorun olmuştur. Sistem, devamlı olarak "Kürtsüz bir Kürdistan" hayalini gerçekleştirmek için çeşitli yollar ile sürgünleri kolaylaştırmış/teşvik etmiştir. Bu, ülkeden çıkarma yöntemlerinden bir kaçı da; ekonomik yaşamı zorlaştırma, kan davaları, nifak sokmalar sonucu metropollere göç ettirmedir.
Bugün İstanbul, Bursa, İzmir, Balıkesir, Antalya, Mersin, Manisa gibi şehirlerde oldukça yoğun bir Kürt nüfusu yaşamaktadır. Bu şehirlerin bir kısmında Kürt nüfusu çoğunluk iken (örneğin Mersin) kimi şehirlerde nüfusun yarısına yakınını (örneğin Adana) Kürtler oluşturuyor. Buradaki Kürtler özellikle 1960'dan sonra ekonomik nedenler ile ve son yirmi yılda kirli savaşın mağdurları olarak göç ettirilmişlerdir.

Bu şehirlerde yaşayan Kürtler; en ağır sanayi işlerinde, tarım, inşaat ve tekstil işlerinde ucuz iş gücü olarak çalışmak zorunda bırakılmışlardır. Bazı şehirlerde sadece Kürtlerin yaşadığı semtler, mahalleler, ilçeler, kasabalar var olup, buralarda yoksulluk içinde yaşam mücadelesini vermeye çalışan Kürtlerin sorunları her geçen gün daha da büyümektedir/ağırlaşmaktadır.

Aynı zamanda kendi vatanlarından kopuşun getirdiği sorunlardan ve sistemin dayattığı kültürel asimilasyondan oldukça yoğun etkileniyorlar. Hakim toplumun oluşturduğu eğitim, kariyer, zenginlik olanaklarından faydalanmak için lisan, gelenek, kültür ve ilişki biçimlerinin bir kısmını kaybettikleri ve sonraki nesillere aktarımın olmadığı oldukça sık rastlanan üzücü bir durumdur.

Ahlaki ve kültürel yozlaşma, özellikle son otuz yılda göç eden Kürtler üzerinde yoğun şekilde kendini gösteriyor. Sebepleri çok değişik olsa da ortak görülen bu yozlaşmanın kökeninde dini değerlerinden koparılması, kendi dilini bilmediği için kendini "ötekilerden" biriymiş gibi görme, yabancı oldukları için toplumsal otoritenin kendilerine nüfuz etmesi, kendilerini ahlakî olarak koruyacak bilgi ve kurumların bulunmaması, her ne şekilde ve nasıl olursa olsun kendilerini hakim otoritelere kabul ettirme isteği bu yozlaşmanın sebepleri olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yozlaşmanın en acımasız faturasını da ödeyen yine Kürtler olmaktadır.
Vatanını terk etmek zorunda kalmak, Peygamberlerin başlarına bile gelmiştir. Bir çok Peygamber, hiç istemediği halde zorba zalimlerin dayatmaları karşısında dünyada sevdikleri bir mekan olan vatanlarını terk etmek zorunda kalmışlardır.

Kendisine Peygamberlik görevinin verileceğini söyleyen Varaka'nın; "Bu şehirden seni çıkaracaklar" sözü karşısında Peygamberimiz, üzerine kaynar sular dökülmüş gibi oldu ve ayrılığın getirdiği acıyı hemen hissederek bunun nedenini sadece sordu. Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v.), yıllar sonra hicret nedeni ile en çok sevdiği mekan olan Mekke şehrini terk etmek zorunda kaldığında; gözleri dolar, göz yaşları kendiliğinden akmaya başlar. Kolay değil; kendi özgür iradesi dışında bunca yıl doğup büyüdüğü, ekmeğinden- suyundan içtiği, kişiliğinin şekillendiği, atalarının mezarlarının bulunduğu ve kendi yaşamının bir çok zor ve rahat anlarına tanıklık eden Mekke şehrini bırakıp gitmek… Vatanından ayrılmanın dayanılmaz acısı karşısında gözyaşları içinde Mekke'ye bakan Resulullah (s.a.v.) şöyle der:
"Ey mübarek şehir! Allah şahit olsun ki ben senden ayrılmayı istemedim."

Çünkü zalim düşmanın zoru ile istemeyerek vatanından çıkıyordu; aynen her dönem zalim düşmanın zoru ile istemeyerek vatanından çıkarılan Müslüman Kürtler gibi.

Bugün sürgün Kürtler, İslam Ümmetinin tam kalbi hükmünde olan vatanlarına karşı derin ve sarsılmaz bir bağlılık göstermek mecburiyetindedirler. Ana vatanlarından alacakları muazzam bir güçle yaşadıkları her yerde tarihi onurlarını çiğnetmeden kabirlerdeki atalarının ruhlarını şâd ederler.

Sürgün Kürtlere düşen en büyük vazife; her nerede olurlarsa olsunlar, İslam'a ve İslam'ın ruhuna uygun bir şekilde kendi milli değerlerine sarılarak, bu zorlu ve acı günlerin bir daha yaşanmaması için çalışmalarıdır. Bu çalışmalar, halkımız ve ülkemiz için öyle mübarek ve muazzam bir netice verir ki, kendi vatan toprakları üzerinde özgür ve huzurlu bir yaşama kavuşurlar.

Kim bilir belki Resulullah(s.a.v.)’ın yıllar sonra mutluluk içinde Mekke'ye dönüş yaptığı gibi Kürtler de Kürdistan'a mutluluğun zirvesinde dönüş yaparlar!*

Kaynaklar:
(a) Rohat Alakom-Orta Anadolu Kürtleri
(b) www.xelkedondurma.org
(c) Bediüzzaman Said-i Nursi- Münazarat
(d) İsmail Göldaş, Kürdistan Teali Cemiyeti, Doz Yay., 1991, İstanbul
(e) Hürriyet Gazetesi, Talat Paşa'nın "Kara Defter" Dosyası, Murat Bardakçı
(f) Muazzez İlmiye Çığ, Gılgameş Destanı, İstanbul, 2000
(g) 1925 Takriri Sükun Yasaları.
(h) Toplumsal Dejenerasyon ve Ahlaki Yozlaşma Paneli--Toplum-Der, Diyarbakır, 2004

20/12/2008

En bilindik kürt aşiretleri

  Orta Anadolu Kürtleri, en az üç dört nesil boyunca bu bölgede yaşayan Kürtler için kullanılan bir kavramdır. Bugün Orta Anadolu’da yaşayan iki milyondan fazla Kürt vardır. Bunlar başlıca şu aşiretlerden oluşmaktadır:

  Reşvan, Canbeg, Lek (Şexbizinî), Milan, Şadi-Rutan, Zerikî (Zirkan), Sêwêdî, Terîkan, Mikaîlan, Mirdesî, Molikan, Badilî, Nasirî, Koçgiri (Sanz), Mahasi, Belikan, Celikan, Oxciyan, Cutkan, Xelkan, Sêfkan Pisiyan ve Beski vd. Bu sözü edilen aşiretlerin her biri geniş Kürt coğrafyasından sürülenlerdir. Çünkü bu aşiretlere mensup kişileri bugün hala Diyarbekir’de, Malatya’da, Sivas’ta, Viranşehir’de, Urfa’da, Siverek’te, Hakkari’de, Palu’da, Dersim’de görmek mümkündür

20/12/2008

Celikan aşireti

  Celikan aşiretinin bağlı bulunduğu aşiret federasyonu Reşwan (Reşî)'dir. Buna göre yazılı kaynaklar da göz önünde Susulursa Celîkaniann merkezi Maiatya-Aciıyaman dolaylarıdır. Necdet Sakaoğlu "Köse Paşa" adlı eserinde şöyle der; "Doğu Anadolu 'mm en namlı ailelerinden olun Reşvanzadeler bir yandan konfederasyon üzerinde Mukata voyvodası, bir yandan da Maraş, Malatya ve Besni Malikhaneleri mutasarrıfı olarak ikiyüzyıh aşkın bir süre kendi bölgelerinde mutlak söz sahibioldular. ..."

 

  Celikan Aşiretinin merkezi bugün Adıyaman'ın Çelikhan ilçesi ve çevre köyleridir. Çelikhan ilçesi daha önceleriCeiîkan adı altında Malatya'ya balı bir bucaktı. Adıyaman 1954 yılında Malatya'dan ayrılıp il olunca Cclîkan'da ilçe merkezi oldu ve Çeükîıan adıyla Adıyaman'a bağlandı. Sömürgeci Türk devletinin Kürtçe isimler üzerindeki yok etme ve inkar çalışmaları buradada kendisini bir kez daha göstermiştiAşiretler konar-göçer olmalarından dofayı mevsimden mevsime yaylak ve kışlaklar arasında hareket halindeydiler. Bu da Osm. İmp.'nun aşiretleri kontrol altına almas'ırn, vergilerin toplanmasını zorlaştırıyordu. 1700'lü yıllardan sonra imparatorluğun doğuda problemleri çoktu.

  Rus ve İran ülkelerinin güçlenmeleri ve önemli bir tehdit olmaları, mezhep kargaşalıkları, Kürdistan'daki başkaldırı denemeleri, Anadolu'yu saran çetelerin durumu, önemli bir potansiyel olan konar-göçerlerin durumu, v.s. Bu farklı nedenlerden ötürü aşiretlerin iskana tabi tutulması kararı alınmıştır. Bu kararlar ilkkez sürgün ve cezalandırma politikalarıyla 1690'li yıllarda uygulanmıştır.

 

  Reşwan aşiretlerinin varlığı Osm. İmp. için lıep sorun olmuştur. Onları dağıtmak ve parçalamak için özel fermanlar çıkartılmış ve üzerlerine ordular gönderilmiştir. Bu bağlamda 1750'lerden sonra çelişkiler hat safhaya varmıştır. Malatya-Maraş yöresine hakim olan Reşwan'lardı. Bu hakimiyet nedeniyle konar-göçer olan aşiretler farklı farklı bölgelere dağılıp yerleşebiliyordu. Celîkan aşiretinin bir bölümü islahiye ovasına ve çevresine yerleşti. Bu bölgeye yerleşilince Ana bölgeden kopuş yaşanmış aşiretin buradaki aileleri bağımsızlaşmalardır. Çeliklin'daki akrabalık bağlanda böylece sona ermiştir.

 

  Bölgeye ilk kez aile ziyareti amacıyla 1981 yılında gittim. O tarihi 76 yaşını alan bir yakınımdan şu bilgileri öğrenmiştim. Celîkan tarbölgede farklı ilçe ve bunlara bağlı köylerinde yaşamaktadırlar. Bugün İslahiye, Nurdağı (Kömürler), Türkoğhı, ve Pazarcık ilçelerinin bazı köylerinde oturmakladırlar. Bu ilçelere bağlı tespit edebildiğim 13 köy mevcuttur. Bunlar; Toplama, Mesıhöyük, Kınçkal, Zencirli. Çamurlu, Hisar, Külhaş Karahöyük ve diğerleridir.

 

  Bir rivayete göre; bölgeye yerleştirilen Celîkan aşiretini ıslah etmek amacıyla islahiye ilçesi oluşturulmuştur. Islahiye isminin buradan geldiği söylenir. Bu Köylerden şehirlere çok önemli bir göç yaşanmıştır. Özellikle Antep'e yüzlerce aile yerleşmiştir. Asimilasyon politikaları uygulanmış ve bundan dolayı önemli problemler doğmuştur. Köyler günümüzde günlük yaşamlarında Türkçe konuşmakta,  Kürt kültürü ve dili unutulmakla yüz yüze kalmıştır.

Celikan Aşireti mensupları hayvancılık ile uğraşmaklaydılar, Koyun, keçi ve deve beslerlerdi. Devecilik taşımacılıkta kullanılırdı, islahiye ovasında küçük yerleşim alanları oluşturmuşlardı. Bölge sulak ve sazlıktı. Sazlıktan aldıkları kamışlarla barınaklar ve hayvanlar için ağıllar yapmışlardı. Bölgenin sulak olması barınma ve sağlık problemlerinin çoğalmasına neden olmuştu. Celîkanlar birbirlerine bağlıydılar. Aileler ve köyler arasında ilişkiler hep devam etmiş bu nedenle ilerleyen yıllarda akrabalık bağları kopmamıştır. Temel besin maddeleri bulgur, süt, yoğurt, yağ, peynir ve etli. Ayrıca doğadan topladıkları yenilebilinir yeşillik bitkileri de beslenme ürünleri arasındaydı. Ekebildikleri küçük alanlarda buğday yetiştiriyor, un, bulgur ihtiyaçlarımda böylece çözüyorlardı.

  Orta Anadolu'daki yaylalar Osmanlı yönetiminin bazı değişiklikler yaparak aşiretlerin iskanını başlatması çoğu aşireti zora sokmuş ve bu nedenlede yaylak ve kışlak sorunu baş göstermiştir. Celîkan aşireti islahiye ovasına yerleştikten sonrakuzeyde Sivas ilinin Gürün ve Kangal ilçelerinin çevresini yaylak olarak kullanıyordu. Böylece Ceiîkanlar ilk kez orta Anadolu'ya da gelmiş oluyorlardı. Tahmini tarih 1840'Sı yıllar. Anlatımlara göre, bölgede sivrisinek çoktu ve hastalıklar vardı. Aynca meraların azlığı önemli bir problemdi. Bu nedenlerin yaylak olan Gürün ve Kangal'a baz! ailelerin yerleşmesine vesile olduğu söylenir. 1994 Mayısında Antep'e yaptığım gezimde çok yaşlı bir nineden yaylanın uzun yıllar-yaklaşık yarını yüzyıl- kullanıldığını ve sonradan yerleşildiğini duydum.

   Cengiz Orhunlu (Osmanlı İmp. Aşiretlerin iskanı) şöyle der; "Anadolu'da de vlet için büyük aşiretler önemli bir mesele teşkil etmekteydi. Bunlardan biri olan Reşvan aşireti kışlak için Arabistan topraklarına inmekte iken, artık Bozok ve Uzunyayla taraflarına gitmekte idi. 1830 yılında Sivas eyaletinin muhtelifkasaba ve köylerine kabile kabile yerleştirildikleri halde aşiret usulünden çıkmamışlardı. Kışlakta olan aşiretler üzerine birer nazır tayin edilerek onların başıboş hareketleri hiç olmazsa kontrol altına alınmak istendi..."

  1994 yılındaki yaşlı nine bana: "Bir vakit gelmiş artık yaylaya gidip gelenler orada kalmışlar. Bir parçamızda orada kalmış." demişti. Aşiret parçalanıyor ve dağılıyordu. Bu arada yeni yurtlar ediniyorlardı.

  Celikanlar Sivas'ın Gürün ve Kangal ilçelerinin bazı bölgelerinde köyler oluşturdular. Evler ve hayvanları için ağıllar yaptılar. Bölgede kışlar çok sert ve yağışlıydı.Yapılan ev ve ağıllar iaş, kerpiç ve çamurdandı. Celîkan aşiretinin oluşturduğu köyler günümüzde hemen hemen terk edilmiş gibidirler. Aileler ilerleyen yıllarda ekonomik nedenlerden dolayı özellikle İstanbul'a göç etmişlerdir. Kalanların sayısı ise birkaç haneden ibarettir. Gürî'm'e bağlı Beklaşlı köyleri. Kangal'a bağlı Havuz ve Avşarören.

Bugün bile Kulu'daki Celîkanlar Gürün ve Kangal'a yayla derler. Hatta bazı kimseler bu isimle anılır ve çağrılırlar. Örneğin; Mestî Yayie, Hamoyî YayleOmerî Yayle v.b. gibi. Yaylada, aşiretten bazı ailelerin evlerinin yıkıntıları halen mevcuttur.

Yaylada yerleşik düzene geçilince komşu köy ve aşiretlerden, Türklerden kız alıp vermeler olur. Komşu Alevi aşiretlerle dini çatışmalar yaşanır. Bu arada güneydeki anayurttla ilişkiler devam eder, gidip-gelenler olur. Sürülerin otlatılması nedeniyle Anadolu'nun içlerine, Haymana ovasına doğru uzun yolculuklar yapılır. Komşu aşiretlerden ve kervanlarla İstanbul'a gidip gelenlerden öğrenilen bilgiler doğrultusunda Haymana ovasının geniş meralara sahip olduğu öğrenilir. Celîkanlar bu bölgeye gelip konaklayarak 5-6 ys! kalıyor ve sürülerini otlatıyorlar Hicri 1297-(Miladi 1876). Bölgede yağışların olmaması nedeniyle kurakhk oluyor ve Haymana ovasından yaylaya geri dönüş yaşanıyor.

Kısa bir aradan sonra tekrardan yayladan kesin ayrılış gerçekleşiyor. Hicri 1303 (Miladi-1882) yılında Haymana'ya göç edilir ve bugünkü Kırkpmar'ın bulunduğu yere kalıcı olarak iskan ederler. Yaylada kalanlar da olur. Bunlar genellikle yöreden evlenenlerdir. Bazı ailelerde 5-10 yıl sonra Haymana'daki yakınlarının yanına göç ederler. Kırkpınar köyüne çok geç tarihli dönemlerde bile göç edip gelenler olmuştur.

Editör notu: Sağlanan bilgilerden ötürü Almanya ikametli Muzaffer Özgür'e sonsuz saygılarımı sunarım.

Önemli: Bu sitede yayımlanan kürt, kürtler, kürt tarihi, kürt sorunu, kürt devletleri, kürt dili, kürt isyanları, kürtçe tv, trt 6 gibi bilgilerin hiç biri öznel değildir, tamamen sanal ansiklopedi ve köşe yazılarından alıntılarla oluşturulmuştur. Bilgilerin doğruluğundan sitemiz sorumlu olmamakla birlikte, yanlış gördüğünüz bilgileri çözüme en kolay yoldan bizlerle paylaşmanızı öneririz.
ensest hikayeler hikayeler hikaye
google hikaye sex video chat Odaları beyaz show leke kremi göz altı torbaları biojavu dizi izle mp3 indir sexsomnia vpills geciktirici penis büyütücü cinsel sohbet seks hikayeleri chat Asansör Karadeniz Haber ilahi dinle ilahiler film izle film izle sikiş izle sikiş izle porno izle sikiş izle porno siyah peynir sevişme sikiş Mankenler, Resimler Sex Hikayeler Divx Video lig tv izle justin tv bedava lig tv izle lig tv seks izle porno izle sikiş sikiş film izle Film izle
jagra jagra jagra jagra penis buyutuculer sex shop penis buyutuculer v-pills tatil azdirici kahve sirhunter sirhunter sirhunter saat kamera kalem kamera magna rx vpills penis buyutucu azdirici azdirici azdirici Komedi Videoari azdirici yatakarkadas.com cinselsex.net vpillsmarket.com penis buyutucu burclar posh kuafor ruya tabirleri yemek tarifleri hava durumlari azdirici ic giyimler mirc azdirici