« Önceki |

17/10/2009

Ve beklenen... Leipzig Özgürlük Ödülü: Ahmet Altan

Ahmet Altan, Leipzig Özgürlük Ödülü’nü aldı: Bu ödüle ihtiyaç duymayacak bir dünya kuracağız

Ahmet Altan dünyanın en prestijli basın ödüllerinden “Leipzig Özgürlük ve Medyanın Geleceği Ödülü”nü Almanya’da düzenlenen törenle aldı. Ödül, Altan’la birlikte İtalya’dan Roberto Saviano ve Hırvatistan’dan Duşan Milyus’a verildi.

Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Başyazarı Ahmet Altan’ın ödül töreninde yaptığı konuşmanın tam metnini yayımlıyoruz:
Doğa, dengesini vahşet üzerine kurmuştur. Bütün canlılar kendi çıkarları için başka canlıları parçalar, öldürür, yok ederler. Bu vahşette bir masumiyet vardır. Çünkü bunu içgüdüleriyle, yaşamlarını sürdürebilmek için yaparlar. Doğa, onlara böyle yapmalarını emreder.

İnsanlar da bu vahşetten paylarını almışlardır. Bütün canlılar gibi onlar da vahşidirler. İnsanları, diğer canlılardan ayıran iki önemli özellikleri bulunur. Birincisi, bu vahşete kendi akıllarını ve bilinçlerini katıp, doğanın masum vahşetini, günahkâr bir kötülüğe çevirirler.
İkinci özellikleri ise bununla tam anlamıyla çelişir. İnsanlar, zayıfların ve güçsüzlerin haksızlığa uğramasına karşı çıkan bir başka güdüye sahiptirler. Buna vicdan deriz. Hangi ırktan, hangi dinden, hangi kültürden olursanız olun bir adam bir çocuğu dövdüğünde buna isyan edersiniz.

Bütün hayatımızı, bütün kişiliğimizi, bütün varlığımızı, doğuştan sahip olduğumuz bu özelliklerimizden hangisine sahip çıktığımız, hangisini besleyip büyüttüğümüz belirler.

Bazıları, kötülüklerini ve vahşetlerini sınırsızca kullanırlar. Kendi kısa hayatlarını biraz daha iyi yaşamak, biraz daha zengin olmak, biraz daha güçlü olmak için başka insanları ezer, aşağılar ve öldürürler.

Bazıları, bu kötülüklere katılmazlar. Vicdanları buna izin vermez. Ya da kötü olacak cesaretleri yoktur. Onlar, kötülükleri tasvip etmez ama bu kötülüğe karşı da çıkmazlar.

Bazıları da, sadece vicdanlarını dinler, kendi çıkarlarından vazgeçer ve güçsüz olanları korurlar.

Kötülüğün ve vahşetin “mantıklı” bir nedeni vardır. Onlar bunu kendi çıkarları için yaparlar. Ve biz, kendi çıkarlarımız için yaptıklarımızın mantığa uygun olduğunu düşünürüz.

Vicdanın ve iyiliğin ise mantıklı bir nedeni yoktur.

Belki de bu yüzden Kant, “Ben yıldızlara ve iyiliğe şaşarım” demiştir.

İyilik, gerçekten de şaşırtıcıdır. Doğanın canlılara yüklediği bencilliğe ve vahşete aykırıdır çünkü.

Tarih, mantıklı kötülüklerle, mantıksız iyiliklerin dövüşüne şahit olmuştur her zaman.

Bu savaş hâlâ sürüyor.

Bu savaş sürdüğü için bu ödül veriliyor.
Kötülüklerin ve vahşetin büyük gücüne, iktidarına, parasına, silahına karşı, vicdanın ve iyiliğin kararlılığı, cesareti, inatçılığı
baş kaldırırken, bu vicdan büyük düşmanlar kazanıyor.

Bu ödül, o düşmanlara karşı yalnız olmadığımızı, yeryüzünün her tarafında vicdan sahiplerinin birbirine destek olduğunu, sesini yükselttiğini, kuvvetli bir dayanışma içine girdiğini gösteriyor.

Biz bu akşam, burada, bütün mantıksızlığımız ve bütün vicdanımızla, dünyadaki kötülüklere meydan okuyoruz.

Onlara, bu ödülü benden çok daha fazla hak eden Milyus ve Saviola gibi, “biz gerilemeyeceğiz, biz dövüşeceğiz, biz insanlara kötülükler yapılmasına izin vermeyeceğiz” diyoruz.

Bu ödülü daha önceden alanları ve bu ödülü almalarına neden olan iyilikleri ve cesaretleri nedeniyle hayatlarını kaybedenleri saygıyla anarken, beni de onlardan biri olarak gördüğünüz için teşekkür ederim.

Onlarla birlikte anılmak benim için bir onur ve sevinçtir.

Ama asıl sevinci, bir gün bu ödüle ihtiyaç duymayacak bir dünya kuracağımıza bugün burada bir daha inandığım için hissediyorum.

Bana bu sevinci yaşattığınız için hepinize minnettarım.

Teşekkür ederim.

kaynak: taraf.com.tr

17/10/2009

Kandil boşalmaya başladı

Apo’nun çağrısı üzerine PKK üç grup gönderiyor Mahmur’dan gelen ilk grup pazartesi Silopi’de olacak. Ardından Avrupa ve Kandil’den gelen üst düzey isimler Türkiye’ye girecek

Abdullah Öcalan’ın, “Barış grupları Türkiye’ye gelsin” açıklamasının ardından PKK da barış gruplarını göndereceğini açıkladı. Fırat Haber Ajansı’nda yayınlanan KCK açıklamasında, örgütün Avrupa, Mahmur ve Kandil’den üç ayrı grubu Türkiye’ye göndereceği bildirildi.

Açıklamada şöyle denildi: “Hareketimizin yönetimi, çağrıyı yerinde ve uygun görmüş bulunmaktadır. Aynı zamanda bu yönlü görüş ve öneriler sunan bazı dostların da önerilerinin gereğini yerine getirecek olan bu kararımız temelinde üç ayrı barış grubu Türkiye’ye gönderilecektir. Biri Kandil, biri Maxmur kampından birisi de Avrupa’dan düzenlenecek olan bu barış gruplarının amacı, Türkiye’de demokratik barış sürecine yol aldırmak, yumuşama ortamını geliştirmek, gerçek bir barışın gelişmesi için psikolojik atmosferi oluşturmaktır. Biz kendi cephemizden bu çağrının gereklerini yerine getirerek, barış ve demokratik çözümdeki samimiyetimizi, ısrarımızı ve kararlılığımızı bir kez daha ortaya koymuş bulunuyoruz.”

İlk grup Mahmur’dan
Abdullah Öcalan, 9 ekimde avukatlarıyla görüşme yaptı. Öcalan’ın çağrısı önce Kandil’e ulaştı. PKK üst yönetimi konuyu değerlendirdikten sonra hazırlıkları başlattı. Önceki gün Öcalan adına yapılan açıklamanın ardından PKK’dan gelen açıklama da gelişmelerin böyle seyrettiğini gösteriyor.

İlk grubun Mahmur’dan, ikinci grubun Avrupa’dan son grubun da Kandil’den geleceği tahmin ediliyor. Örgüt, böylece üst yönetiminden göndereceği grubun Türkiye’de nasıl karşılanacağına dair ipuçlarını görmek istiyor. Alınan bilgilere göre Öcalan, ilk grubun kısa bir süre içinde gönderilmesini istedi. Örgütün, beş gün sonra çağrıyı yayınlaması, bu süre içinde güvenlik tedbirleri ve diğer hazırlıkların tamamladığını gösteriyor. PKK’lı ilk grubun 19 Ekim Pazartesi günü Silopi’den Türkiye’ye giriş yapması bekleniyor.
 
Türk: Karşılamaya gideceğiz
DTP ve İHD pazartesi günü Silopi’de gelecek ilk grubu karşılamak için hazırlıkları başlattı. Alınan bilgilere göre DTP’li belediye başkanları, milletvekilleri, parti yöneticileri ve sivil toplum temsilcileri aynı gün Silopi’de miting düzenleyecek. Hazırlıklar, kongre sonrası önceki gün ilk PM toplantısı ve dün de MYK toplantısını yapan DTP’nin de gündemindeydi. Parti yönetimi yapılacak hazırlıkları görüştü. Taraf’a açıklama yapan DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, 19 ekimde Silopi’ye giderek gelen grubu karşılayacaklarını söyledi. Türk, 1999 yılında gelen grupların barış için fırsat olarak değerlendirilmediğine işaret ederek “Bu fırsat heba edilmesin” dedi.

Türk şöyle devam etti: “Bu önemli bir çağrı, soruna ciddiyetle yaklaşıp barış için doğru adımlar atılmasını önemsiyoruz, destek veriyoruz. Biz de karşılamak amacıyla Silopi’ye gideceğiz. Çözüm konusunda tartışmaların yoğunlaştığı bir süreçte, madem hükümet biz çözeriz, diyor o zaman samimiyetini göstersin. Bu kez 1999’dan farklı bir dönem yaşıyoruz. Tarihte bazen fırsatlar çıkar. Fırsatlar heba edildiği zaman büyük acılara yol açar. Umut ediyoruz tutuklanma ve cezalandırma gibi bir şey yaşanmaz, barış için bir fırsat olur.”

23/9/2009

Kürt açılımı (Yeni)

Türkiye tarihi bir dönemden geçiyor. Türkiye demeninde yanlış olduğunu düşünüyorum, Türkler; Beyaz-Laik-Türklerin sınavı bu. 1000 yıldır yüzleşmekten kaçındıkları, yok saydıkları, hatta abartıp kart kurt gibi saçma tezler ürettikleri (bkz: Kenan Evren) Kürtleri tanıyan ve ortada bir sorun olduğunu söyleyen bir başbakana sahipler ilk kez. Sorunun ne olduğunu, sorunların neler olduğunu hepimiz bilmemize rağmen şu noktaya vurgu yapmaktan kaçınmayacağım. Bu bir Kürt sorunu değil, bu adı yanlış konulmuş bir Türk sorunudur! Türkün demokrasi sorunudur, Türkün anlayış sorunudur. Çözülmesi gereken budur, çözülürse faydasını görecek yegane halk yine Türkler olacaktır. Adını ne koyarsanız koyun (kürt açılımı - demokratik açılım vs), yapan ve uygulayan kim olursa olsun (AKP hükümeti - Apo - Ünlü dış güçler vs) bu kanı durdurun artık. Çözüm dediğiniz şeyin kimden geldiğine değil, ne içerdiğine bakacak kadar aklı-selim olun artık. 25 yıldır terör mağduru, destansılaştırdığınız tarihe sahip (?) bu yüce Türk halkı bu kadarını hak etmiyor mu? Kürt sorununu değil, Türk zihniyet sorununu çözüm! Çözümün ana hattı burası.

30/3/2009

2009 yerel seçimleri ve Kürtler

Türkiye 2009 yerel seçimlerinide demokrasinin ışığına gölge düşürmeden geçirmeyi başardı. Peki son seçim olan 22 temmuz 2008 den beri ne değişti Kürt dünyasında?

Makaleye başlamadan önce matematiksel değişimleri vermek istiyorum, 9 ay önce güneydoğuda neredeyse % 60 ın üzerinde oy alarak DTP yi saf dışı bırakan AKP bu seçimlerde güneydoğu ve kürt nüfuslu illerin hemen hepsini kaybetmiş ve sancağı yeniden DTP ye devretmiştir.

Peki bu faunayı yakından tanıdığını idda eden sayın Recep Tayyip Erdoğan nerede hata yaptı? Hemen seçimlerin ardından Irağa operasyon düzenlenmesinden mi başlasak, Amed'in göbeğinde ya sev ya terk et demesinimi, yoksa anadilini konuşmak isteyen parti liderine yaptığı muameleler mi?

Açmak için seçim arefesini beklediğin TRT Şeş seni kurtarabilir mi sayın başbakanım? Davosta yaptığın atak ne kadar umrunda siirt'linin, kar mı ettik bu işten? Evet sayın Erdoğan iyi bir başbakan, ama göremedi. Kürt halkının öncelikli taleplerini anlayamadı, ya da anlatmadılar etrafındakiler. Rakibin DTP kürt halkına kültürel özgürlükten bahsederken sen yapılmayan yollardan bahsettin, olmuyor başbakanım asıl sorunu yok sayamazsın.

Umarım sayın başbakan bu seçimlerden ders alıp kürt halkının millet bilincinin yeniden oluşmaya başladığını görmüştür. Umarım 100 yıldır yapıldığı gibi makarna v ekömürle bu halkı kandıramayacağını da anlamıştır, somut adımlar beklemeye devam ediceğiz. 

26/1/2009

Vahap Coşkun: Kürtçeyi tanımak devlete zor geliyor

  Halen resmi bir belgeye Kürtçenin girmesinden özenle sakınılıyor ve "anlaşılmayan bir dil" olarak nitelendirilebiliyor. Kürtçeyi kabullenmek, onu tanımak devlete zor geliyor. Anlaşılan o ki, devletin hücrelerine işlemiş farklılık karşıtı zihniyetten arındırılması ve bütün vatandaşlarına eşit saygı gösterir bir olgunluğa erişmesi için, yapılacak yığınla iş var.

 
Türkiye, devletin birbiriyle çelişen birçok uygulamanın altına aynı anda imza attığını görmenin mümkün olabildiği ilginç bir ülke. Öyle ki, bu ilginç ülkede devletin "ak" dediğine zaman geçirmeden "kara" demesi veya bir konuda bir yandan yapıcı bir rol üstlenirken diğer yandan eş zamanlı olarak yıkım müteahhitliğine soyunması artık pek çok kimseye şaşırtıcı gelmiyor.

Mesela alın devletin Kürtçeye yönelik izlediği politikayı. Bugünlerde devleti, Kürtçenin resmî düzeyde tanınmasını sağlayacak hummalı bir hazırlığın içinde görüyoruz. Devlet hem TRT'de 24 saat Kürtçe yayın yapacak bir televizyon kanalını Ocak ayına yetiştirmeye çalışıyor, hem de Mardin Artuklu Üniversitesi bünyesinde bir Kürdoloji bölümü açmanın zeminini oluşturuyor. Bu hazırlıkların içinde yer alan bürokratlar ve siyasiler de Kürtçeye dönük sıcak mesajlar veriyorlar kamuoyuna. Örneğin, İstanbul'da Kürt aydınlarla buluşan TRT Genel Müdürü, Kürtçe-TV'de "resmi ideolojinin taşıyıcılığının yapılmayacağını" belirtiyor; Artuklu Üniversitesi Rektörü Kürdoloji bölümünün açılmasını "Geç kalmış bir çalışma" olarak tanımlıyor; Kürtçe TV'ye "Heşt" (Sekiz) yerine "Yekbun" (Birlik) ismini öneren AKP milletvekillerinde ise birden geç kalmış bir Ciwan Haco fanatikliği beliriyor.

Şimdi, bu tür hazırlıklar içine giren devletten ne beklenir? Kürtçe üzerindeki arkaik -ve çoğu da yasal bir dayanağı olmayan fiili- baskıları kaldırması, değil mi? Ama heyhat, böyle olmuyor. Dedik ya burası ilginç bir ülke ve bu ilginç ülkenin devleti, bir taraftan resmi düzeyde tanımaya başladığı Kürtçeyi diğer taraftan yasaklamak için elinden geleni ardına koymuyor. Birkaç örnek vererek bu yasağın ne denli pervasızca uygulandığını delillendirelim:

KÜRTÇE’NİN KAMUSALLAŞMASI ZOR

Hakkâri-Yüksekova'nın DTP'li Belediye Başkanı Salih Yıldız, Ramazan Bayramı vesilesiyle ilçe merkezine bir pankart astırır. "Cejna Remezané lı we piroz be" (Ramazan Bayramınız kutlu olsun) yazılı pankart, İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerince, bir gece yarısı indirilir. Pankartın üzerinde herhangi sakıncalı (!) bir ibare yoktur, dolayısıyla ortada bir suçtan bahsedilmesi de imkân dâhilinde değildir ama daha önemli bir şey vardır: Yüksekova'nın emniyetçileri Kürtçeye tahammül edememişlerdir ve bu tahammülsüzlük, pankartın alelacele indirilmesi için yeterlidir. (Radikal, 02.10.2008)

Kürtçe oyunlar sergileyen Tiyatro Avesta, 1992'de Diyarbakır'da sokak ortasında infaz edilen Apé Musa'nın (Musa Anter'in) hayatından kesitler içeren "Araf/İki Ülke Arasında" isimli bir oyunu İzmir'de sahnelemek ister. Gerekli girişimler yapılır, görünürde herhangi bir sorun yoktur. Fakat son anda İzmir Valiliği, hiçbir gerekçe göstermeden oyunun sahnelenmesini yasaklar. Böylece Kürtçe özgürlüklere yelken açamaz ve "arafta kalır." (Taraf, 18.10.2008)

Siirt E Tipi Cezaevi'nde yatmakta olan Zeki Kayar'ın, Dilé Xembar (Üzgün Yürek) isimli Kürtçe şiir kitabı Ocak 2007'de Tevn Yayınları tarafından basılır. Yayınevi, Kayar'a kendi kitabından bir koli gönderir. Ancak o sırada Gaziantep H Tipi Cezaevi'nde bulunan Kayar kitabına kavuşamaz. Çünkü cezaevi yönetimi, Kürtçe yazıldığı için kitabı Kayar'a vermez. Bunun üzerine Kayar mahkemeye başvurur, ne var ki mahkeme de Kayar'ın talebini reddeder. Gerekçe tanıdıktır: Kürtçe "anlaşılmaz bir dildir", bu dilde yazılan kitap tercüme edilmediği için kamu güvenliğini tehlikeye düşürebilir. Kitap hakkında hâlihazırda bir toplatma kararı mevcut değildir ve kitap her yerde serbestçe satılmaktadır. Dolayısıyla Kayar'ın kitabının kendisine verilmesinde hukuki bir engelden söz edilemez. Ama bu ülkenin insanları, bu ülkede "her şey, hukuktan ibaret olmadığını" bilebilecek bir deneyime sahiptir. (Taraf, 03.11.2008)

YASAKÇI ÖRNEKLER ÇOK

17. Fotoğraf adlı bir grup Kürt yazar Mehmed Uzun ile ilgili bir belgesel hazırlar ve bu belgeselin davetiyelerini milletvekillerine gönderilmek üzere TBMM'ye iletir. Davetiyelerde Mehmet Uzun'dan bir alıntı vardır: "Siz istediniz, ben de anlatacağım. Şimdi kandili yakın ve unutulmuşların sesini dinleyin." Uzun’un bu sözleri davetiyede Türkçe, Kürtçe ve İngilizce yazılır. Bunun üzerine TBMM Genel Sekreterliği iki gün boyunca davetiyeleri inceler ve "Üzerinde Kürtçe yer aldığı ve ne yazıldığının anlaşılmadığı" gerekçesiyle davetiyelerin dağıtılmasına izin vermez. (Taraf, 03.11.2008)

Meclis'in Kürtçeye duyduğu alerjiyi gösteren daha epey olay var. Örneğin, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin, Kültür Bakanlığı'nın desteği ve AB fonlarıyla hazırladığı "Dengbejler" ile ilgili kitabın milletvekillerine dağıtılmasına karşı çıkar Meclis. Keza DTP Siirt Milletvekili Osman Özçelik'in, Kurban Bayramı münasebetiyle Meclis Basımevi'nde Türkçe ve Kürtçe bir bayram tebrik kartı bastırma talebini reddeder Meclis.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Bakın daha seçmenlerine Kürtçe veda ettiği için mahkemelere düşen siyasetçilerden, Kürtçe anadil eğitimi istedikleri için üniversitelerinden uzaklaştırılan öğrencilerden, içinde Kürtçenin de yer aldığı birçok dille belediyecilik hizmeti vermeye çalıştığı için görevden alınan Diyarbakır Sur Belediyesi'nden bahsetmedik bile. Örnek çok, yara derin. Dolayısıyla bu tür örnekleri çoğaltan zihniyete odaklanıp, şu sorunun yanıtını aramak gerek: Kamusal sorumluluk taşıyan makamlar neden Kürtçeyi, onu anadili olarak kullanan insanları incitecek sıfatlarla anmaktadırlar? Devlet kurumları neden genel bir davranış olarak Kürtçeye karşı hasmane bir tutum takınmaktadırlar?

Bu sorunun yanıtlanması için, Cumhuriyet'in kuruluş ideolojisine ve Cumhuriyet yönetiminin, hâkim etnik kimliğin (Türk) ve onun belirtisi olan dilin (Türkçe) dışında hiçbir kimliğe ve dile müsamaha göstermeyen uygulamalarına bakılması gerektiğini düşünüyorum. Kürtler, ülke sınırları içinde yer alan herkesin aynı etnik kimliği kabullenmesi ve aynı dili konuşmasını hedefleyen etnik tektipleştirme politikalarına daima muhalefet ettiler. Devletin bütün ideolojik ve askeri aparatlarını kullanarak kendilerini "Dağ Türkleri" olduklarını kabule zorlamasına karşın Kürtler, etnik kimliklerini korumada ve dillerini konuşmada ısrarcı oldular. Bunun sonucu ise, Kürtçe üzerindeki baskılarını artması oldu.

YASAYLA YASAKLANAN DİL(Dİ)

Kürtçe, gerek tek parti döneminde gerekse çok partili rejimde etnik birliği bozan bir unsur olarak görüldü. Bu nedenle tüm Cumhuriyet tarihi boyunca, iktidarda hangi partinin bulunduğundan bağımsız olarak, Kürtçe üzerindeki asimilasyonist politika bir devlet politikası olarak uygulanageldi. Nerdeyse tüm coğrafi birimlerin Kürtçe olan isimleri Türkçeleştirildi, Kürtlerin, kendi çocuklarına anadillerinde isim vermeleri yasaklandı, çarşı pazarda Kürtçe konuşmak cezai yaptırıma bağlandı. Bildikleri tek dil olan anadillerinden mahrum edilmeleri, Kürtlerin büyük çoğunluğunu kamusal mekânlarda sağır ve dilsizliğe mahkûm etti.

Bugün yaşadığımız birçok soruna kaynaklık eden 1980 darbesi, türlü yasaklarla boğuşan ve zar zor nefes alan Kürtçenin çanına ot tıkamak için daha önce muhtemelen şeytanın bile aklına gelmeyen bir tanımı 82 anayasasına yerleştirdi: "Yasayla yasaklanan dil." Amaç açıktı: Hukukun zorlayıcı gücünden istifade edip varlığına tahammül edilmeyen bir sosyal olguyu (Kürtçeyi) ortadan kaldırmak. Bu amaca binaen 1983'te çıkan 2932 sayılı yasa hangi dil(ler)in yasak kapsamına girdiğini açıklığa kavuşturuyordu; buna göre "T.C. tarafından resmen tanınan ülkelerin resmi dilleri dışında kalan bütün diller" yasak kapsamına alındı. Böylelikle Kürtçe hem anayasal hem de yasal zeminde yasaklanmış oldu.

Ancak Kürtçenin üzerine çöken bu zifiri karanlık ilânihaye hüküm süremedi. 80'lerin sonu 90'ların başlarından itibaren gerek siyasal alanda Kürt kimliğine ilişkin taleplerin artması ve gerek Türkiye'nin tam üyeliğine aday olduğu AB normlarının zorlamasıyla Türkiye mevzuatındaki bazı çağ dışı hükümleri değiştirmek zorunda kaldı. Mesela Kürtçeyi yasa dışı konumuna sokan 2932 sayılı yasa yürürlükten kalktı, "yasayla yasaklanmış dil" ibaresi anayasadan çıkartıldı, sınırlı da olsa bazı dillerin radyo-tv yayını yapmasına olanak tanındı ve sonunda Kürtçe yayın ve eğitim gibi taleplerin bizzat devlet tarafından gündeme alındığı mevcut duruma gelindi.

EĞİTİMİ YASAK TV’DE SERBEST

Bugün varılan noktada Kürtçenin geçmişe nazaran daha iyi bir konumda olduğu söylenebilir. Ancak ne bir çırpıda geçmişi unutmak mümkün, ne de geçmişin yükünden hemen kurtulmak. Hukuki metinlerdeki yasaklar öyle ya da böyle ortadan kalkıyor, ama yasaklarla kodlanmış zihniyetlerin özgürlüğe alışması öyle hemen olmuyor, zaman alıyor. Halen resmi bir belgeye Kürtçenin girmesinden özenle sakınılıyor ve halen Kürtçe "anlaşılmayan bir dil" olarak nitelendirilebiliyor. Tüm bunlar, sorunun sadece yasaları değiştirmekle çözülecek kadar yüzeysel olmadığına delalet ediyor. (Kaldı ki daha değiştirilmesi gereken pek çok yasanın bulunduğunu da unutmayalım. İlk akla gelenler, anadilde eğitimi yasaklayan Anayasanın 42. md. ile siyasi faaliyetlerde anadilin kullanılmasını yasaklayan Siyasi Partiler Yasası'nın 81. md.) Kürtçeyi kabullenmek, onu tanımak devlete zor geliyor. Anlaşılan o ki, devletin hücrelerine işlemiş farklılık karşıtı zihniyetten arındırılması ve –sadece Kürtlerin değil- bütün vatandaşların sahip oldukları dillere eşit saygı gösterir bir olgunluğa erişmesi için, daha yapılması gereken yığınla iş var.

* Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi / vahapcoskun@gmail.com

Önemli: Bu sitede yayımlanan kürt, kürtler, kürt tarihi, kürt sorunu, kürt devletleri, kürt dili, kürt isyanları, kürtçe tv, trt 6 gibi bilgilerin hiç biri öznel değildir, tamamen sanal ansiklopedi ve köşe yazılarından alıntılarla oluşturulmuştur. Bilgilerin doğruluğundan sitemiz sorumlu olmamakla birlikte, yanlış gördüğünüz bilgileri çözüme en kolay yoldan bizlerle paylaşmanızı öneririz.
ensest hikayeler hikayeler hikaye
google hikaye sex video chat Odaları beyaz show leke kremi göz altı torbaları biojavu dizi izle mp3 indir sexsomnia vpills geciktirici penis büyütücü cinsel sohbet seks hikayeleri chat Asansör Karadeniz Haber ilahi dinle ilahiler film izle film izle sikiş izle sikiş izle porno izle sikiş izle porno siyah peynir sevişme sikiş Mankenler, Resimler Sex Hikayeler Divx Video lig tv izle justin tv bedava lig tv izle lig tv seks izle porno izle sikiş sikiş film izle Film izle
jagra jagra jagra jagra penis buyutuculer sex shop penis buyutuculer v-pills tatil azdirici kahve sirhunter sirhunter sirhunter saat kamera kalem kamera magna rx vpills penis buyutucu azdirici azdirici azdirici Komedi Videoari azdirici yatakarkadas.com cinselsex.net vpillsmarket.com penis buyutucu burclar posh kuafor ruya tabirleri yemek tarifleri hava durumlari azdirici ic giyimler mirc azdirici